Dokun-Ma Modern Prangama!

0
294
reklamlar
Yazı arası Reklam

Medya, yığınlar ile iletişim kurmayı sağlayan radyo, televizyon, gazete ve dergi gibi basın-yayın organlarının adıdır. Esasen iletişimi güçlendiren, karşılıklı verilen mesajın alınması için kullanılan araç, vasıtadır. Medya, geniş bir eletişim ağını içine alır. Ancak 2010 yılında Türkiye’de yaygınlığı sağlanan internet kullanımı ile klasik medya araçlarının kullanımı azalıp, ilgi internet kaynaklı iletişime yönelmiştir. Biz modern dünyada yaygınlık kazanan ‘Sosyal Medya’ kavramı üzerinden medya konusunu sınırlandırarak toplum ve ahlak açısından yaklaşacağız.
Türkiye’de internet kullanımı 1986 yılında devlet denetiminde bazı üniversiteler tarafından kullanılmaya başlanmış, 1991 yılında ODTÜ ve TÜBİTAK’ın yeni ağ projesi ile gündeme gelmiş, 1997 yılında yaygınlık sağlanmış, 2010 yılına gelindiğinde ise ODTÜ Bilgi İşlem Daire Başkanlığı öncülüğünde Türkiye’nin ilk internet ağı kullanılmaya başlanıp yepyeni bir furya doğmuştur. 1997 yılında yaklaşık 250.000 özel şirket ve şahıs tarafında kullanılan internet, bugün 26,5 milyon kullanıcının hizmetindedir.
Kültür oluşumu genellikle iletişim, etkileşim ve öğrenme yolu ile sağlanmaktadır. Türk toplumu da göçebelik ile konaklanılan bölgelerin gelenek ve ahlaklarını zamanla kendilerine ait olanla birleştirmiş ve kültürü meydana getirmiştir. Bugün devam eden iletişim ile ahlaki ve kültürel alışveriş de hızla devam etmektedir. Etkileşim sürdüğünden kültür de her geçen gün değişip yeni formlarda karşımıza çıkmaktadır. İnternet kullanımı ile etkileşim devam ettiğinden ahlak ve kültür de hızla değişmektedir.

Alt başlığımızı oluşturan ‘Sosyal Medya’ tek yönlü bilgi paylaşımının; çift taraflı, eş zamanlı bilgi paylaşımına dönüştüğü medya sistemidir. Ayrıca sosyal medya, kişilerin internet üzerinden birbiriyle yaptığı diyalog ve paylaşımlar bütünüdür.

Bugün sosyal medya denildiğinde 4 büyük iletişim ağının halk arasında yaygınlık kazandığı görülmektedir. TUİK tarafından yapılan sosyal medya araştırmalarında bireylerin bu sitelere yönelimlerinin; yeni kişileri tanıma, görüşmedikleri arkadaşlarına ulaşma, iş imkanlarını kolay kontrol etme, zaman geçirecek etkinlik alanı oluşturma vb. amaçlı olduğu ve kullanıcı olmaktan, zamanın çok büyük kısmını buralarda geçirmekten herhangi bir rahatsızlık hissetmedikleri sonuçları çıkmıştır. Bahsi geçen 4 sitenin kullanıcılarına genellikle; arkadaşlıklar edinme, fotoğraf paylaşımına yöneltme, sürekli fikir beyan etme, cv oluşturma, bir topluluğu destekleme, çabuk örgütlenme, yeteneklerini kanıtlama, istihdam şansını arttırma gibi kullanım alanı oluşturmaktadır. Sitelerin kullanım yoğunluğunda yaş düzeyi ölçüldüğünde 13-24 ve 40-55 yaş aralığında daha fazla kullanıcının bulunduğu araştırmacılar tarafından ortaya koyulmuştur.

Kullanım amaçlarına bakıldığında 2 temel eksikliğin bireyleri sosyal medyaya ittiğini gözlemlemek mümkündür. Bunlar; kendini ifade etme-kanıtlama-iletişim kurma ve istihdam üzerinedir. Toplu halde bulunmayı, cemaatten ayrılmamayı tavsiye eden bir Yaratıcı’nın c.c. kulları için iletişim su gibi bir ihtiyaçtır. Yoksunluğunu gidermek için kullanılan sosyal medya aslında biz farkında olmadan iletişime olan ihtiyacımızı daha da arttırmakta, daha yalnız ve iletişim yetisi gelişmemiş bireyleri ortaya çıkarmaktadır. Çünkü yüz yüze iletişimde sağlanan ten ve göz teması ile rahatlama sağlamak mümkündür. İletişim kişinin jest ve mimikleri ile desteklenmekte verilen mesaj muhatabına dolaysız bir şekilde ulaşmaktadır. Sosyal medya üzerinden sağlanan iletişimde bunu yakalamak mümkün değildir.

Sosyal medya farkında olmadan bize ait olmayan ahlakı da içimize sindirmemizi kolaylaştıran bir araçtır. Yüz yüze iletişimde kişinin kendi muhitinden ve ulaşılabilir çevresinden dışarıya çıkması pek mümkün değilken, sosyal medya aracılığı ile sağlanan iletişimde ulaşılabilir alan fazlası ile genişler. Böylece bambaşka kültürlerden bireyler ile karşılaşıp, kültürlerini içselleştirmek mümkündür.
Sosyal medyanın getirileri ve götürüleri hesaplandığında –özellikle kullanımda yaygınlık gösteren yaş grubu dikkate alındığında- götürünün daha fazla olduğunu kavramak güç değildir. Özellikle ‘Ahlaki Yozlaşma’ bağlığı altına sığdırmaya çalışacağımız götürüleri, nasıl bir kültür parçalanması içinde olduğumuzun kanıtıdır.

Yozlaşma; bir şeyin özünden, gerçek özelliklerinden ayrılması manasındadır. Yaşadığımız coğrafyada yüzyıllardır Laz, Kürt, Çerkez vd. bir arada huzur içinde yaşarken oluşturduğumuz ortak kültür yeni neslin koruyamaması üzerine çözülmektedir. Bilinen birçok adabı muaşeret sosyal medya aracılığı ile –birbirimizden görüp,yaygınlık kazanarak- değişmektedir. Örneğin; sokakta oynayan çocuklar acıktıklarında, arkadaşlarının canları çekmesin düşüncesiyle, ayaküstü evde atıştırıp oyuna devam ederken; bugün sosyal medya hesaplarına bakıldığında süslü, albenili yiyecekler üzerinden lokma alınmadan onlarca arkadaşın görseline sunulmakta, kocaman bir bencillik örneği sergilenmektedir. Yine sofralar kurulduğunda büyüklerin yemeğe başlamasının beklenmesinden ziyade, telefonların fotograf çekme tuşlarına basılmasını bekler olduğumuz acı bir gerçektir. Resulullah’ın sav. bereketin toplu tabaklarda yenilmesinde saklı olduğunu vurguladığı sözlerini unutup saatlerimizi ayırarak minik sandalyelere bisküvilerimizi oturtmakla, misket büyüklüğünde kaselere sosları sığdırmakla uğraşır olduğumuzda durumun vahametini ortaya koyar niteliktedir.

Bir gençlik ancak eğitimle gelişir; gelecek gençlere emanet edilmiştir; ilim eğitimle sağlanır. Kitaplar eğitimin, kültürün vazgeçilmezleridir. Şimdi muhasebesini yaptığımızda 8 saat uyuyan, 8 saat çalışan veya okula giden, 1 saati yolda geçiren, 3 öğün yemeği 1 saatte yeyip 3 saat zeytine kurdele bağlamakla geçiren bir genç hangi ara ilim ile meşgul olacak? Üstelik daha dizisi, sosyal medyada gezinmesi, açık havada yürümesi vb. birçok etkinliği varken ilim hayatının neresinde yer alacak? Günlerce, haftalarca bir kitabın sayfasını çevirmemiş veyahut kendini geliştirecek bir faaliyette bulunmamış bir gence gelecek nasıl emanet edilecek?

İleri dönük düşündüğümüzde tablo gerçekten iç karartıcı, üzgünüm. Artık aldığı maddenin etkisi ile başı düşen gence, minibüste yaşlılar yer veriyor. Acıyor, evlat bilip kıyamıyor. Korkuyorum tramvay istasyonlarında ‘ yaşlı, bedensel engelli ve çocuklu yolcularımıza istasyon ve araçlarda gereken önceliği gösterdiğini için teşekkür ederiz.’ anonsu yerine ‘ zombi gençlere, elindeki telefona gözünü dikmiş delikanlıya, hamile çocuklara istasyon ve araçlarda gereken önceliği gösterdiğini için teşekkür ederiz.’ anonsları yükselecek. Bunlar belki 20 yıl önce ütopik sözlerdi ama maalesef bugün değil.

Kürtaj, bebekleri yurda terk etme ve intihar vakalarında yaş ortalamasını merak ediyor muyuz? Yada lisede okuyan kaç genç kızdan 3’ünün erken ilişki yaşayıp hayatının seyrini değiştirdiğini? Türkiye’de depresyon oranının ne denli artıp, yaş ortalamasının düştüğünü… bilmiyoruz. ‘Bilmiyorlar Allah’ım, bilseler yapmazlardı.’ nidasının sahibi Peygamber’in sav. ümmetine; ‘Bilmiyorlar Allah’ım, bilseler evlatlarının ellerindeki bombaları kilometrlerce yakınlarına dahi yaklaştırmazlardı.’ demekten derin üzüntü duyuyorum. ‘Ee hocam, nasıl bir bağlantı kurdunuz şimdi?’ diyen arkadaşları duyuyor gibiyim. Sosyal medya üzerinde 7 yaşındaki çocukların sürekli karıştırdığı oyun sitelerinde dahi cinsel objelerle karşılaştıkları, uyarıldıkları, aşırı yemeye odaklandıkları, haz arttırıcı-uçucu madde kullanımını özendirdiği kocaman gerçeklerdir. Sosyal medya üzerinden hiç tanımadığımız birinin ismine tıklayıp fotoğraflarına, bilgilerine bakarken, artık zihnimizin bir başkasının özeline dokunurken rahat olabileceğimizi kavradığını biliyor muyduk? Alınan her beğeninin daha fazla beğenilme arzusunu tetiklediğini, sırf bu sebeple daha güzel olmaya çalışıp özelimizi hızla ifşa etmekten çekinmediğimizi, yavaş yavaş değişip genişlediğimizi anımsıyor gibi oluyor muyuz? Ahlak dediğimiz koca deniz kolayca nasıl kan gölüne dönebilir ki? Damla damla , ince ince bulandırmak mümkün; peki ya temizlemek, temizlemek! inanıyorum ki kolay olmayacaktır. O denizin dibine yerleştirilecek ekipmanlara muhakkak ihtiyaç olacaktır. Her geçen gün hareketsiz kalarak o denizin kirlenmesine katkı yaptığımız maalesef ki ortada.

Zihin gördüğünü mükemmel bir tarayıcı gibi kodlar ve merceğe yerleştirir.sonra yerleşen tüm görüntüler ahlak olarak sökülüverir. Bunları sadece söylemekle kalmak muhakkak yeterli olmayacaktır. Sağlam bir niyetle Rabb’e sığınıp kolları sıvamalıyız. Çocuğu sokağa çıkmayıp, evde oturup, pc başında kimseye karışmıyor diye sevinen anneye de seslenmeliyiz ki Ev-lat-la-rı-mı-zı Yi-ti-ri-yo-ruz! Sandığımız gibi tehlike sadece sokakta değil, evlerimizde hatta ellerimizde. Ve biz gerçekten harekete geçmezsek geç kalabiliriz.
Modern dünya çarkında ebeveynler ne kadar çocuklarını tanıyor? Her gün ortalama 20 ebeveyn ile görüşen bir sosyolog olarak söylüyorum; 20 kişiden yalnızca 1’i, 9 ay taşıdığı, büyüttüğü çocuğunu tanıyor. Peki ya 19’u? ‘Ben çocuğuma güveniyorum.’ işte kilit cümle… Ellerimizden, ayaklarımızdan bağlıyız aslında, bir kumanda ile yönlendiriliyor gibiyiz. Ama bunlar bize hiçte dert vermiyor. Çünkü modern prangalarımızı seviyoruz, çünkü modern prangalarımıza alıştık, alıştırıldık. Çünkü bir milletin varlığı ancak gençlerini zehirleyerek ortadan kaldırabilir ve gençler de ancak ahlakları yok edilerek zehirlenebilir!
Merve DİKEN

Yazı altı reklam

CEVAP VER