Düşünmeyen Gençlik Anıtı

0
263
reklamlar
Yazı arası Reklam

Atalarımız ne güzel söylemiş;’ Ne ekersen onu biçersin’. Kim buğday ekti de arpa biçti değil mi? Demem o ki biz çocuklarımıza ne verirsek, nasıl beslersek ki bu beslemek maddi anlamdan çok manevi doyumdur en çok da bunun üzerine düşeceğiz. Aslında biz çocuklara her daim taşıyamayacakları yükleri yükleriz ama hiç kendimize sorduk mu buradaki olayda benim payım nedir diye? Sonuçta çocuk dediğimiz anne ve babalarının izinden giden, bizlerin benimde tabirimle minyatürleridir. Bir öğretmen olarak dikkat ediyorum da biz dahil kendimize toz kondurmaktan çekiniyoruz. Ufacık bir hata gördüğümüzde hemen yargılamaya geçiyoruz. Olayın iç yüzüne inmediğimiz için çocukların yapmış oldukları hataya ki buradaki hata kime göredir bu da tartışmalı bir konu velhasıl-ı kelam hayata da çocuklarımız gibi tek taraflı baktığımızdan hatayı sadece çocuklarda arıyoruz? Bu konuda o kadar çok örnek verebilirim ki…

Ama kısaca bir tanesine değinmek isterim bu örnek hepimizin kanayan yaralarından biridir zira. Bir aile düşünün küçük, çekirdek bir aile anne, baba ve çocuktan oluşan. Baba bu ailenin dış işleri bakanı yani evi tamamen yürüten, son kararı veren o dur. Anne içişleri bakanıdır evin içindeki tüm olayları yürüten. Çocukta bunların tam ortasında sadece yönetilen kısmıdır. Aile geleneğimizde evi yöneten kişi babadır. Baba dışarıdan ve içeriden sağlam durmak zorundadır sorumluluğu bir hayli fazla olduğundan sabah erken bir saatte evden çıkıp gece geç bir saatte yorgun bir halde evine ekmek parası getirmek için didinir. Çocuk ise babası gelinceye kadar inatla uyumamak için cebelleşir çünkü evde en az gördüğü kişi babasıdır. Baba zaten yorgundur sadece dinlenmek ister bunu da en iyi televizyonun başında geçirmeyi tercih ederek başlar işte olan o zaman olur çocuk babasına gününün nasıl geçtiğini tam söylemeye yeltenirken babası ‘çok yorgunum seni dinleyemeyeceğim daha sonra’ diyerekten çocuğun tüm hayallerini yıkmıştır. Çocuk bu süreçte aslında sadece dinlenilmek istemiştir ama babanın bu tavrı onun o küçük dünyasını yerle yeksan etmiştir. Ki bu süreçte ne mi olur derseniz söyleyeyim; çocuk artık hayata küser, girişimcilik yönü zedelenir, arkadaş çevresi zayıflamaya, derslerinde başarısız olmaya başlar ve sanal dünyanın sanal insanlarına çevirip tıpkı babasının yaptığı gibi kendisini dış dünyadan tamamen soyutlar. Bunun akabinde yanlış arkadaşlıklar, yanlış işlerin içine doğru gitgide yuvarlanmaya ve bir bataklık gibi çırpınsa da kurtulamamaya başlar. Neden aileden başladım çünkü aile bir ülkenin yapı taşıdır. O taşı sağlam oturtmazsanız gün gelir yıkılır ve tüm emekleriniz zayi olur.

Peygamber Efendimiz sav buyurur ki; Çocuklarınıza mal mülkten çok güzel ahlak bırakın. Çünkü bir insanın bu dünyada sahip olabileceği yegane varlık güzel ahlaktır. Bakıyorum bizler ahlaktan çok hep maddeci düşünen bireylere döndük tabi buna düşünen diyebilirsek böyle bir zihniyetten nasıl sağlıklı bireyler beklenebilir sizlere soruyorum? Yapılan bir araştırmada bu durumun vaziyetini bir hayli ortaya koymuş durumda. Ülkemizde yetişkin nüfusun %86’sı akıllı cep telefonu kullanmakta bir parantez açmak istiyorum yetişkin olmayanları da içine katsak bu sayı bir hayli artacağa benziyor. En çok kullanılan sosyal medya arasında Facebook gelmekte. Hepimizin az-çok aşinasıdır sosyal medya. 21. Yüzyılda aslında velinimet diyeceğimiz türden bir araçtır bunlar. Araçtır diyorum amaç değil fakat ne yazık ki bizler için bir amaç haline dönüşmüş ve onlar olmadan nefes alamayacak gibi davranışlar sergiliyoruz. Aslında hiçbir şey zarar verilsin diye kurulmamıştır tıpkı bu sosyal medyada olduğu gibi. İnsanlığın yararına olan bunlar bizlerin sayesinde patlayan bir atoma dönüşmekte ve gittikçe en yakınımızdakilere zarar vermekte aslında en çok da kendimize. Diyeceksiniz ki hiç mi yararı yok bu sosyal medyanın elbette var. Kilometrelerce uzaktakileri anında yakın eder bizlere, küreselleşen dünyamızdan haber almamızı sağlar her ne kadar çarpıtılsa da… Kısaca Allah her şeyi biz insanlara itaat etsin diye yaratmıştır bizler de dünyamızı nasıl kaosa sürükleyeceğiz diye düşünmek yerine nasıl gül bahçeleri dikip etrafımızı güzelleştirmeliyiz diye bakabilirsek dünyamızı da cennet bahçesine çevirebilir ve bu bahçede ahlaklı,dürüst, vatanına bağlı gençler yetiştirebiliriz çünkü her bir fidan geleceğin mimarları olan çocuklarımız. Öyleyse gelin Peygamber Efendimiz sav’in dediği gibi ahlaklı gençler yetiştirelim, hem dünyamıza hem ahiretimize…

FATMA UĞUR

Yazı altı reklam

CEVAP VER