MEKÂNIN RUHU: ŞEHİR

0
363
reklamlar
Yazı arası Reklam

Şehir, şehirleşme, kent, kentleşme kavramları gelişmişliğin ve modernleşmenin önemli adımlarından biri olarak görülmekte. Gerçekten öyle mi? Farklı cevaplar verilebilir bu soruya. İçinde yaşayan milletin topyekûn ruhunun ve maddesinin boy aynası; taşın, toprağın, ağacın, çiçeğin sahiplenilmek rüyası… Havsalasında geçmiş günlerin fısıltısı, muhayyilesinde geleceğin şarkısı… Bağrında ecdadının aziz hatırası, geleceğinde gençlerin vediası… Şehir medeniyetin manası… Mekân, insanın cennetteki hatırasının özlemiyle süslediği ve ezeli arayışına gölgelik eden geçici sığınaktır. Şehir de mekânın medeniyet oluşunun müşahhas halidir.

İnsan farkına varmadan yaşadığı mekânın özelliklerinden pay alır, yine insanın kaderi mekânın ruhuna siner ve asırlar ötesinden yoğrulmuş bir maya gibi içerdiği özü güne taşır. Bunu sezen insan yaşadığı şehre bir taş koymaya, bengisu pınarından su içmek gibi mana yükler ve ezeli olma duygusunu yaşadığı şehirde iz bırakarak teselli eder. Belki de bunun için geçmişten günümüze süregelen şehirleşme arzusu gür bir kaynak gibi kaynamaya devam eder. İnsanlar ve ait oldukları toplumlar da kurdukları şehirlerle arz-ı endam eder.

İnsanlar yaşadıkları yeri güzelleştirerek bu güzellikten pay almaya çalışır. Kim bilir belki de cennet özlemini dünyaya taşımanın hayaliyle bunu yapar. Hangi sebeple olursa olsun insan fıtratı gereği bağlanma, ait olmaya ihtiyaç duyar ve çevresindekilere bir yakınlık oluşturur. Bu ihtiyacı karşılayan çevrenin içinde şehir de önemli bir yer tutar. İnsanı, havası, suyu, taşı, toprağı velhasıl bütün mevcuduyla şehir insanın gönlünde yer eder. Ancak insan bunu, yaşadığı yerden ayrılınca fark eder veya tarihi bir şehrin kalıntılarında geçmişin fısıltılarını duyunca hisseder. Göç eden insanlar gittikleri şehirde yeni bir şehrin tesirinde ve yeni bir şehre taş koyma telaşındayken geride bıraktıkları şehirde izleri yaşamaya, şehrin ruhu ve havası da onların ruhunu şekillendirmeye devam eder.Belki debir İstanbul aşığı olan Yahya Kemal Beyatlı’nın: “Ankara’nın en çok neyini seviyorsunuz?” sorusuna : “İstanbul’a dönüşünü.” cevabını vermesi bundandır.

MÖ 1000 yılında kurulduğu söylenen Hindistan’daki Varanasi şehri, MÖ 1400’lü yıllarda kurulduğuna inanılan Yunanistan’daki Thebes, MÖ 1500’lerde kurulan Belh, MÖ 2800’lerde kurulduğu düşünülen Filistin; Gaziantep, İstanbul, Erzurum… Kimi yok olup gitmiş, kimi tarihi kalıntılarıyla bu güne ulaşmış, kimi de içinde yaşayanların da etkisiyle değişip gelişerek kendini ölümsüzlüğe adamış binlerce şehir. Şehirlerin bazısı yetiştirdikleri isimlerle geleceğe el uzatırken, bazıları da kendilerini şekillendiren başka bir ifadeyle kendilerine mühür mahiyetinde kondurulan hediyelerle, eserlerle varlık iddiasını sürdürür.Ahmet Hamdi Tanpınar “Beş Şehir”de “Bursa’da Zaman” bölümünde “Cetlerimiz inşa etmiyorlardı, ibadet ediyorlardı. Maddeye geçmesini ısrarla istedikleri bir ruh ve imanları vardı. Taş, ellerinde canlanıyor, bir ruh parçası kesiliyordu. Duvar, kubbe, kemer, mihrap, çini, hepsi Yeşil’de dua eder, Muradiye düşünür” diyerek inşa etmeyi ibadetle eşdeğer tutuyor. İnşa Arapçada kurma, yaratma anlamlarıyla hafızalarda yer etmişken Tanpınar ona ibadet etme anlamı vererek sözünü yükseltiyor ve şehir kurmayı ibadetle etmeye benzetiyor. İnsan şu soruları sormadan edemiyor: Acaba dua eden kubbe midir, kemer midir? Dua eden, ezeli şarkısını taşa nakşeden insan mıdır?

İstanbul deyince kiminin aklına Hz. Halid Bin Zeyd Ebû Eyyub El-ensârî yani Eyüp Sultan gelirken kimi şair Süleymaniye`de Bayram Sabahı’nda “Dokuz asrında bütün halkı, bütün memleketi” kubbenin altında seyre koyulur, Necip Fazıl Kısakürek ise “Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar/Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar” mısralarıyla özü deyiverir. Lale Devri şairi Nedîm “Stanbûl ki bî-misl ü bahâdır/ Bir sengine yekpare Acem mülkü fedadır.” Diyerek şehre kıymet biçer.
Serhat şehir Erzurum denildiğinde Hz. Muhammet’in (s.a.v.) sancaktarlığını da yapan Abdurrahman Gazi akla gelir. Şehirde yaşayanlar manevi ilhamların şehrin misafirleri de dâhil taşını toprağını da etkilediğini düşünür. İlhanlı Hükümdarı Keyhato’nun karısı Hand Hatun tarafından yaptırılan Çifte Minareli Medresede ebedilik arzusunun mührü mahiyetindedir.
Başka bir şehir: Şanlıurfa. Şanını peygamberler şehri olmasından mı alır yoksa gazi olmasından mı net bir cevap veremeyiz ama Hz. Adem (AS), Hz. İbrahim, Hz. Eyyüp, Hz. Şuayp, ve Hz. El Yasa peygamberlere vatan olan şehir peygamberler şehri unvanını sonuna kadar hak eder.
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî ise Anadolu Selçuklularının yadigârı Konya’nın manevi şahsiyetidir.
Her şehrin bir şahsiyeti ve her şehirde şahsiyeti belirten bir mühür var olmuş. Ecdat hafızasında var olanı yaşadığı şehre, mekâna nakşetmiş ve şehir de bu nakşı mukaddes bir emanet gibi geleceğe taşımış, sonsuza namzet ruha dönüştürmüş.

Şehir ruhunu yaşatırken değişimin yapıcı etkisinden nasiplendiği gibi yıkıcı rüzgârından kurtulamaz. 21. yüzyılın insana dayattığı modern yaşam şehrin maddi görünümünü tahrip ettiği gibi ruhunu da hırpalar. Şehrin yaşadığı kader, aslında orada yaşayanlarında alın yazısıdır. Gökdelenler yükselirken birbirinden uzaklaşan, yükseldikçe ait olduğu topraktan ayrı düşen insan, gurbet diyarında ikinci bir gurbet yaşar. Kendinden, asıl mekânından, gerçek medeniyetin vücut bulduğu şehirden ayrı düşen insanın mana boyutu yalnızlığın an acısıyla yüzleşir. Çünkü insan şehrin değişen çehresinde kendinden uzaklaşarak var olacağını vehmeder. Kendinden, ailesinden, dostlarından, kültüründen ve hafızasından modern hayatın keşmekeşine kaçan insan yağmurdan kaçarken doluya tutulanları hatırlatır. Kazanayım derken kaybetmek veya kaybolmakla sonuçlanır. “Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın./Bu şehir arkandan gelecektir./ Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın,” diyor Konstantinos Kavafis. İnsanın yıkmadan ve kaçmadan önce hafızasını silmesi belki de kendi içindeki şehri yok etmesi gerekir, yok edebilirse!

Sonuç olarak şehir, gelişmişliğin bir göstergesi olur ancak modernliğin dayatmacı anlayışıyla yok olmaya mahkûm edilir. Başka bir ifadeyle madde ve manasıyla şehir insanın madde ve manasının projeksiyon cihazına yansımış hali gibidir. Gelişim ve değişim insanda olumlu yöndeyse şehir de bundan etkilenir. Fakat değişim olumsuz ise şehir modernliğin yaşam hakkını elinden aldığı mevtaya dönüşür.
Yasemin KURTLU

Tanpınar, A. H. (2013). Beş şehir, (31. Baskı), İstanbul Dergâh Yayınları.
Kavafis,K. (2014). Kavafis’ten yüz şiir, Başka bir deniz bulamazsın,(1. Baskı), (Çev. Cevat Çapan), İstanbul: Sözcükler.
Kısakürek, N. F. (2013). Çile, (76. Baskı), İstanbul: Büyük doğu Yayınları.
Macit,M. (2012). Nedîmdivânı. Ankara: T. C. Kültür ve Turizm BakanlığıKütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü.

Yazı altı reklam

CEVAP VER