Gül Kokulu Şehirler

0
356
reklamlar
Yazı arası Reklam

Şehir kavramı teolojiden beslenir; hükmün uygulandığı yer anlamı taşır.

Şehir; coğrafik yapılar ile orda yaşayan insanlar arasında bir bağ oluşur ve bu bağın sonucunda medeniyet kavramı doğmuştur. İslam, hicretten sonra medeniyet oluşturma sürecine girmiş ve gün geçtikçe bu medeniyetin ürünü şehirler oluşmuştur İslam dini Medine’ de şehirde doğmuş, ibadetlerinin büyük bir kısmı toplumsal nitelikli olup yerleşik olmayı ve cemaat halinde ifa edilmeyi gerektirmektedir. Medeniyet bünyesine bürünen İslam devleti, yeni şehirlere yayılmak için ilk girişimini başarı ile tamamlamıştır.

İslam her geçen gün, farklı topluluklara ve medeniyetlere yayılmıştır. İslam’ı seçen topluluklar genişleyip, ülkelerinin geleceğini değiştiren etkenlere zemin hazırlamıştır. Müslüman şehirlerin merkezinde camiler var, sosyal hayatın etrafında şekillendiği ana mekân cami, diğerleri onun etrafında yer almak zorunda idi. Bu iki dünyalı bir tasarım, medeniyetin iki ayağı dünya ve ahiret ve bunları tevhid eden şehir, yani medeniyet. Medeniyet ilişki ağının bütünü olmakla beraber sosyal bir sistemi de ifade eder. Her şehrin onu kuran medeniyet arasında kurduğu ilişkisi vardır. Medeniyet şehirlerin tarihten itibaren getirdikleri birikimdir. İslam medeniyetinde şehirler bu medeniyetin izlerini taşır ve her şehrin kendi ruhu, kokusu, maneviyatı vardır.
İslam’ın kutsal mekanlar olarak kabul ettiği maneviyatın zirve yaptığı gül kokulu şehirler, Mekke , Medine ve Kudüs
Mukaddes kelimesi ile nitelendirilen bu şehirler “temizlenmiş”, “arınmış” anlamlarına gelmektedir. Üzerlerinde meydana gelen hadiseler, namaz ve hac gibi ibadetlere mekan oluşları bazı yerleri diğerlerinden üstün kılmıştır. Buraların manevi açıdan üstünlükleri ayet ve hadislerle de tescil edilmiştir. Bu ayet ve hadisler ışığında bakıldığında mukaddes yerlerin başlıca üç şehirden ibaret olduğu görülür. Bunlar; Mekke, Medine ve Kudüs şehirleridir. Bu mekanları mukaddes kılan bazı sebepler vardır.
“Doğrusu insanlar için kurulan ilk mabed elbette Bekke (Mekke)’deki o çok mübarek ve bütün alemlere hidayet olan beyttir. Orada açık nişaneler ve İbrahim’in makamı vardır. Oraya giren emniyette olur”(Ali İmran 3/96-97).
Mekke’de bulunan Kabe ve onu çevreleyen Mescid-i Haram, insanların ziyaret için yolculuk yapabilecekleri üç mescidden en şereflisidir. Hz. Peygamber (s.a.s)’in bu konudaki hadisleri şöyledir: “(Namaz ve ibadet için) hiç bir mescide yolculuk yapılması doğru değildir. (Fazla sevap umarak) yalnız şu üç mescide sefer edilir: Mescid-i Haram, benim şu mescidim (Mescid-i Nebevi) ve Mescid-i Aksa” (Buhari, Mescid-i Mekke,1, 6; Müslim, Hac, 415, 511, 512).
Peygamberlerin en büyüklerinden olan Hz. İbrahim (a.s)’in Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle “kupkuru bir vadi” olan Mekke’ye gelip hanımı Hacer ve henüz bebek olan oğlu İsmail’i bırakması onlardaki sonsuz tevekkül, annenin çocuğu için duyduğu endişeyle sağa sola koşması, Zemzem suyunun ortaya çıkışı, kurban olmaya giderken İsmail’in babasına itaati ve Allah Teala’nın koç göndermesi ve nihayet hayatının büyük bir bölümü burada geçen Hz. Muhammed (s.a.s)’in zaferle sonuçlanan mücadelesi ve ona tüm insanlığa gerçek kişiliğini kazandıran düsturları tekrar yaşanır.
Mukaddes yerlerin ikincisi Medine’dir. Önceleri ismi Yesrib iken Hicret’ten sonra kendisine “Medinetü’n Nebi (Peygamber şehri), Hz. Peygamber (s.a.s) oradan dünyayı aydınlattığı için de “Medine-i Münevvere” (Nurlu şehir) denilmiştir. Kendisine ziyaret için gidilebilecek mescidlerin ikincisi Mescid-i Nebevi buradadır. Hz. Peygamber burada yapılan ibadetin faziletine şöyle işaret etmişlerdir:
“Şu benim mescidimde kılınan bir namaz, Mescid-i Haram müstesna olmak üzere, öbür mescidlerde kılınan bin namazdan hayırlıdır” (Darimi, Salat, 131; Nesai, Mesacid,

İmkanı olan her Müslüman’ın ziyaret etmesi gereken kutsal şehirler. İslam’ın güneşinin doğduğu, toprağından havasına kadar her şeyi ile farklı olan şehir Mekke ve Medine’dir. İslam duygularınızın doruk noktasına ulaşacağı, İslam’ın duygusunu en iyi hissedebileceğiniz yerlerdendir. İslâmın 5 temel esasından biri olan hac ibadetinin yapıldığı yerdir Mekke Haccın Farziyeti Kitab, Sünnet ve İcma` ile sabit olmuştur. Kur`ân-ı Kerîm`de haccın farziyetini bildiren âyet-i kerîme ve meâli şöyledir:
Ona (Kâ`beye) bir yol bulabilenlerin (gücü yetenlerin) Beyti hac (ve ziyaret) etmesi Allah`ın insanlar üzerindeki bir hakkıdır. (Âl-i İmrân, 97).
Mukaddes yerlerden bir diğeri Kudüs’tür. İslam’ın ilk kıblesi olmuştur. Fazla sevap ümit edilerek yolculuk yapılabilecek mescidlerden biri olan Mescid-i Aksa buradadır. Bu mescid Mescid-i Haram’dan sonra Allah’a ibadet amacıyla yapılan mabedlerin ikincisidir. (Buhari)
Mescid-i Aksa, bozulmadan günümüze kadar gelen ilk İslam eseridir. Kudüs şehrinde birçok sahabenin kabri de bulunmaktadır. Kudüs’te birçok peygamberin izine rastlamak mümkündür
İsra gecesi Hz. Peygamber (s.a.s)’in ilk durağı olmuştur. Miraç’la ilgili ayette faziletine şu şekilde işaret buyurulmuştur: “Kulunu, geceleyin Mescidi Haram’dan, çevresini bereketli kıldığımız Mescid-i Aksa ya götüren O (Allah) her türlü eksiklikten uzaktır. O’na ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (böyle yaptık). Gerçekten O, işiten, görendir” İsra 17/1.

Biz göremesek de her şehrin bir ruhu vardır.Şehirlerde yaşayan insanlar bu ruhla hayatlarına yön verirler.Bu yönüyle kent ve şehir bir birinden ayrılır. Şehirde ruh vardır kent ise ruhsuz…
Şehir; doğal olarak kurulur, gelişir, kent ise sonradan inşa edilir geliştirilir.
Ahmet Hamdi Tanpınar, şehir ve kent için şöyle der.
“Şehir inşa eder, kent ise imha” der.
-Şehir sivildir, kent ise resmi.
-Şehir posta puludur, kent damga pulu.bizde bunlara ek olarak şehirler mis kokar kent ise pis…

Üstad Necip Fazıl “Koku” başlıklı bir yazısında şunları söyler:
“Kokuyu nasıl güzeliyle en erişilmez, çirkiniyle de en tiksinilir bir tesir sahibi kabul etmeyeyim ki, Kâinatın Efendisi bu dünyada kendilerine sevdirilen üç şeyin arasına güzel kokuyu da katarlar. Güzeli tayinde miyar koku olduğu gibi çirkini tespitte de ölçü yine o…
Annemizin süt beyaz tülbentten başörtüsü cennet kokmaz mı? Sevdiğimiz eli öperken aldığımız ten kokusu…
Deniz kokusu, kır kokusu, toprak kokusu… Her biri mahiyetinden bir (senfoni) zenginliğiyle haber veren his vasıtaları…”
Peki, şehrinizin kokusunu hiç içinize çektiniz, hissettiniz ve ciğerlerinizi onunla doldurdunuz mu?
Bir şehrin kokusu nasıl hissedilir?
Yaşadığınız şehrin kokusunu alabiliyor musunuz?
Şehrin çocukları annelerini kokularından tanıyabiliyor mu?
Şehirlerimizin kokusunu yitirdik, biz kokumuza, şehrimizin kokusu bize yabancı artık..

Gül kokulu şehirler de yaşamak umuduyla….

Zeynep Kayabaş Eker

Yazı altı reklam

CEVAP VER