Sen İzin Verirsen!

0
305
reklamlar
Yazı arası Reklam

Her varlığın bir yaratılış amacı vardır. Kendisini yaratan Rabbi tarafından verilen hedefe doğru yoluna koyulur ve ilerler.
Ama bu temel prensibi, insan için en azından her insan için ne yazık ki söyleyemeyeceğiz. Doğru hedef doğrultusunda ilerleyenler olduğu gibi yanlış hedefler peşinde kendini tüketenler de var. Bu kategoriyi Rabbini dinleyenler ve dinlemeyenler olarak ikiye ayırabiliriz.
Bu söz dinlememe serüveni şeytan ile başlar. “ Ben ateşten, o çamurdan” diyerek ilk isyan bayrağını çekmişti. Arkasından tüm isyan çeşitleri de başlamış oldu.
İsyanların temelinde hırs, asabiyet, menfaat, çok yaşama isteği, kin, kibir, şehvet gibi hep kişisel istekler yatıyordu. Zaman geçtikçe bu ateş çemberi daha da genişledi.
Bir kaç kişinin hakkını gasp etmek yetmedi. Zaman geçtikçe bu daire daha büyük topluluklara döndü. Artık büyük paylar istiyorlardı. İşi sistematiğe döktüler. Organizeli çalıştılar. Sonunda resmileştirip isteklerini meşru hale getirdiler.
İzmler, ideolojiler, akımlar… Adı her ne olursa olsun hepsi insanoğlunun aç gözlülüğünü, menfaat üzerine kurulduğunu ve gözler insanların ellerinde her olana dikilmişliği anlatıyordu… Bencilliği ve emek hırsızlığını devam ettirebilmek için her yolu mübah gördüler. Ne can , ne mal, ne de nesil emniyeti kalıyordu artık…
Sistemler zaman zaman değişiyordu ama yine aynı senaryo oynatılıyordu. Şirk düzeni ya sayı olarak değişiyordu ya da bir kişi, bazen bir grup, bazen bir azınlık hükmediyordu. Ya da sadece isimler değişiyordu. Ahmet Mehmet’e dönüşüyordu. Ama yine devam ediyordu düzen.
Nereden kaynaklanıyordu bu dinmeyen sorunlar?
Hepsi inzal olunan dine (yaşam tarzına) değil, nefislere göre yaşam tarzları istenildiği içindi. “Din” dedi Müslümanlar ama emperyalizmin ithal ettiği hiç bir şeye de itiraz etmedi. Onlarla beraber dans ettiler, onlarla beraber aynı masaya oturdular.
Bu ümmet gerçek iyiliği ve hayrı Rabb’inden değil, kişilerden bekledi. Umudunu Rabbine değil, kişilere bağladı. Rabb’inden daha çok onlardan korktu. Kardeş diye onları kucakladı… Velhasıl Tevhid’i bir türlü anlamadı, yaşamadı, kalbine sindirmedi. Rabb’inin hakkını unutuverdi. Rızasını düşünecek en son şey oldu…
Bu dinin rehberi de vardı, kitabı da. Ama kendine yeni kahramanlar, yeni öğretmenler, yeni idoller belirledi. Kur’an’ını rafa kaldırıp, kendine yeni anayasalar üretti. Hâlâ da yasalar üretmeye devam ediyor…
Dini bile kendi istek ve hırslarına basamak ettiler. Her izmin yanına biraz da islam dinini karıştırarak sözde ilahî gibi kendilerini gösterdiler.
Tarih boyunca Fravun, Karun ve Belam üçlüsü hep sahnede oldu.
Şimdi gelelim bu ümmetin son haline… Ağlayan, sızlayan, feryad eden bu ümmet hâlâ sorunu Rabb’inin kapısında değil başka diyarlarda , başka kapılarda, başka kişilerin iki dudağının arasında arıyor…
Şeytanın hâlâ kapıdan girmesine izin veriyor. Şeytana izin veriyorsan mazaret başka yerlerde aranmamalıdır. Kendi nefsinde aramalısın. Nerede yanlış yaptık diye?
“ Ey iman edenler! İman ediniz.” şiarını hatırlamak zorundadırlar. Tüm izmlerden medet beklemeyi bırakmak zorundadırlar. Konforperestliğin, işkembeperestliğin, egoperestliğin, menfaatperestliğin peşini terketmek zorundadırlar…
Bu ümmet ne zaman “Rabb’inin isteği”ni kendi isteğinden önce tutarsa diriliş umudu var demektir. Ne zaman çözüm reçetelerini gerçek anayasası olan Kur’an’a bakarsa iyileşecek, şifa bulacak demektir. Ne zaman sanal ve öne çıkarılmış kahramanları bırakıp, gerçek rehberlerine sarılırsa doğru yolu bulacak demektir…
Bakara süresinde anlatılan tablo şudur.
“11- Hem onlara: “Yeryüzünde fesat çıkarmayın.” denildiğinde: “Biz ancak ıslah edicileriz.” derler.
12 – İyi bilin ki, onlar ifsad edenlerin ta kendileridir, fakat anlamazlar.”
Oysa ki ıslah etmenin temelinde yatan “ihlas” tır. İhlası yakalamayan kişi veya kişiler nasıl islah edici olabilirler? Hidayet bulmamış kişi veya kişiler nasıl hidayet yolunu sunabilirler?
Bu ümmet, üzerinde oynanan mühendisliklere ne zaman “ dur!” diyecektir. İşte bu cesaret ve özgüven bu ümmetin aslî yapısına döndüğü gün olacaktır. Kitabına ve Peygamber’ine dört elle sarıldığı gün.
Bakara süresi / 257 “ Allah, iman edenlerin velisidir. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlerin velileri de tağuttur, onları aydınlıktan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar cehennemliklerdir. Orada ebedî olarak kalırlar.”
İşte o zaman insan da doğru hedefine doğru yol alacaktır. Ve her varlığa tanınan süreç bittiğinde Rabbine dönüş olacak, kendi elleriyle götürdüğünü bâki hayatına temel yapacaktır.

Zeynep Işık

Yazı altı reklam

CEVAP VER