KÜLTÜR EMPERYALİZMİNİN TURUVA ATLARI: ÖZEL GÜNLER

0
783
reklamlar
Yazı arası Reklam

Doğu kalbin, Batı aklın temsilcisidir denir. Doğu Kültürü, kalbin temsilcisi olarak görülür çünkü bakışını kendi içine çevirir, kendini bilme çabasında pervane misali yanarak dirilişin, içe döndükçe genişlemenin tecrübesini edinir. İçi genişledikçe dünya küçülür ve fiziki mekânda genişlemenin ihtirasından kurtulur. Ne var ki Doğulu, kendini içinde bulduğu bu hâlin değerini, ezeli düşmanının fısıltılarıyla kaybetmeye başlamış, bakışını öteye çevirmiş ve bu öte Batı olmuştur. Bu haram bakışın dönütü ne olacaktır?

Batı ise kalbiyle bağlarını çoktan koparmış, bakışını kalbe indirmeden Doğu’ya çevirmiş, gözünün gördüğü ve görmediği bütün coğrafyaları benliğine katma sevdasına tutulmuştur. Coğrafi keşiflerin yakıcı ihtirasıyla çevrelenen Doğu ve Doğulu, Batılı zihinlerin sömürü nesnesine dönüşmüştür.

İlk olarak 1830’lu yıllarda Napolyon karşıtlarını nitelemek amacıyla emperyalizm kavramı kullanılmıştır. Emperyalizmin günümüzdeki anlamına en yakın kullanımı 1870’li yıllarda İngiltere’nin sömürü imparatorluğunu koruma amacıyla geliştirdiği politikaların emperyalizm ile tanımlanmasıdır. Siyasi emperyalizm, kapitalist sistemin yol göstermesiyle iktisadi emperyalizme uzanmış ve II. Dünya Savaşı sonrasında iki kutuplu dünyada kültür emperyalizminden söz edilmeye başlanmıştır. 1970’li yıllarda küreselleşme, diğer ismiyle globalleşme ve aydınlanma çağına dayanan tarihiyle modernizm, 1970’lerden itibaren yeni postuna büründüğü post-modernizm emperyalizmin kullanışlı araçlarından olmuştur. Amerika’nın Irak’ı işgaliyle emperyalizm çehre ve araçlarına yenilerini eklemiş, terör ve ötekileştirme argümanlarına sarılmış.

Özellikle son dönemde teknolojik gelişmelere paralel gelişen kitle iletişim araçları ve sosyal medya, Batılı, hâkim ideoloji ve kültürlerin masrafsız temsilcisi hüviyetiyle Batı beyninin üretimi olan antropolojinin yüzyıllardır sınıflandırdığı ilkel(!) kültürlerin zoraki kültürlenmesine araç oluşturmuştur. Siyasi, iktisadi ve kültürel bağlamda birbirini tamamlayan sistem, emperyalizmin yıkıcılığını Orta Doğu ve Doğu’ya kuzu postunda kurt çehresiyle ihraç etmiştir.

Yüzyıllardır Batılının yaldızlarından pay alma veya yaldızlanma hevesiyle kendine sunulan bütün reçeteleri ölü misali teslimiyetiyle kabul eden Doğulu, ümitsizliğin kör karanlığında tövbeden nasipsizliğiyle haram bakışının günahını ödemektedir. Modern olma, çağdaş olma, globalleşme, medeni olma vb. payeleri elde etmek ve başka bir ifadeyle parsellenmiş dünyada nefes almak için doğru yanlış düşünmeden önüne geleni yaşamaya başlamıştır. Son yıllarda moda olan ve neredeyse tamamı Batı mitolojisi ya da kültürünün ürünü olan özel günler de Doğu kalbinin kaybettiği genişliği bulma çabalarına emperyalizmin sunduğu teskin edicilerdir.

Yılbaşı ve Noel her ne kadar birbirinden farklı oldukları iddia edilse de Batı kültürünün evrensel kültür olarak pazarlanmasıyla kabul görmüş bir gün. 14 Şubat Dünya Sevgililer Günü yani Aziz Valentin Günü, bedeni hazların özgürlük günü de denilebilir. Yüz yirmi dokuz kadının yanmasına sebep olan Amerikan sisteminin dünyaya hediyesi: Dünya Kadınlar Günü. Metalaşan kadın figürünün meta ile tamir edilme çabası.

İlk olarak ABD başkanı Kennedy tarafından 15 Mart 1962’de tüketici haklarından bahsedilmiş ve sonrasında tüketicileri koruma amacıyla Dünya Tüketici Hakları Günü ilan edilmiştir. Emperyalist sistemin kendilerinden, tüketiciyi koruma çabaları doğrusu göz yaşartıcıdır. Belki de en duygusal olanı: Anneler Günü. “Cennet annelerin ayakları altındadır” hadisini unutan veya unutmasa da ruhunu kaybeden toplumların Amerikalı Anna Jarvis’in annesinin ölüm yıl dönümünde annelerine yapma çiçekler sunmaları ne hazindir. Anneler gününü reddedenlerin medya ve toplumun baskısıyla susturulması ise emperyalizmin bireyleri kontrol etme araçlarından sadece biridir. Babalar unutulmamış ve yine Amerikan menşeili iki olayın babalar gününe kaynaklık ettiği söylenmiştir. Babadan alınan harçlıkla babaya hediye alınması, ise trajikomiktir. Bitti mi? Tabi ki hayır. Dünya Barış Günü, dünya barışının yılmaz koruyucusu(!) Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun icadı. Akdeniz’de boğulan çocukların yüzüne bakmayan Emperyalist düşüncenin içini boşalttığı bir başka kavram: Dünya Çocuk Günü. 1925 yılında Cenevre’de yapılan Çocukların Refahı için Dünya Konferansı’nda ortaya çıkmıştır. Neredeyse yılın bütün günleri sahiplenilmiş. Başka bir ifadeyle günler dahi masum kavramlarla pazarlanmıştır. Bu pazarlama aynı zamanda Batı kültürünün maskelenmiş bir yayılmacılığıdır.

Bütün iyi kavramların sahiplenildiği, içlerinin boşaltıldığı ve tersi kavramlarla doldurulduğu artık herkesin bildiği bir gerçektir. Demokrasi götürüyoruz, diye işgal ettikleri ülkeleri mezarlığa çeviren emperyalist düşünce aynı şeyi insani değerlerin içini boşaltarak veya özel gün ve geceler başlığıyla kendi yararına kullanarak yapıyor. Bu durumu George Orwell, 1984 romanında oluşturduğu Büyük Birader karakteri üzerinden oraya koymuştur. Romanda “Savaş Barıştır, Özgürlük Köleliktir, Cahillik Güçtür.” şeklinde iyi veya kötü kavramların yerine tersi kavramlar konulmuştur. Böylece bireylerin dilleri dolayısıyla da kültürlerinin değiştirilmesinin onların zihinlerinde kavram kargaşası oluşturduğu ve kontrollerini kolaylaştırdığı düşüncesi vurgulanmıştır.

Doğu kültürü veya emperyalist düşüncenin tanımlamasıyla ilkel toplumlar veya modern adıyla az gelişmiş ülkelerin insanları kendi kültürleriyle emperyalist sistemin dayattığı kültür arasında kalbini kaybetmiş ve zihni karışmış bir halde kendi içine nasıl döneceğini bilmez bir durumdadır. Doğu toplumu bu haldeyken Batının da vardığı son noktada aklını kullanabildiğini söylemek mümkün değildir. Çünkü aklını kullanan Batılı yaktığı ateşin kıvılcımlarının kendini de yakacağını bilir. Bunu ilk fark edenlerden biri Muhammed İkbal’dir. O, Doğu kalbi, Batı aklı kaybetti, der.

Arif Nihat Asya: ise “Bize bir nazar oldu, cumamız pazar oldu/ Ne olduysa hep bize azar azar oldu.” mısralarıyla durumu özetler.

1) İmam Kuzâî, Müsned eş-Şihâb, c.1, s. 189.
2) Orwell, G. (2014) 1984 Romanı, (Çev. Celâl Üster), ( 43. Baskı) İstanbul: Can Yayınları.

Yasemin KURTLU

Yazı altı reklam
PAYLAŞ
Önceki İçerik
Sonraki İçerikSen İzin Verirsen!

CEVAP VER