KARA KAN’A KARŞILIK AL KAN

0
500
reklamlar
Yazı arası Reklam

Tarihi ve kültürel dokusu, jeopolitik konumu ve üç dinin temellerinin atıldığı bölge olması gibi birçok sebepten dolayı Orta Doğu yıllardır ilgi odağı olma özelliğini koruyor. Dünya petrol kaynakları rezervlerinin %70-80 kadarının da bu topraklarda bulunuyor olması tüm süper güçlerin gözlerinin Orta Doğu’ya dikmelerinin yegâne sebebi olduğunu akl-ı selim herkes kabul eder.
Mekânı oluşturan coğrafi unsurların her ülkeye eşit bir şekilde dağılmamış olması, söz konusu unsurların paylaşımı için plan ve projelerin ortaya konmasına ve bu amaçla sınır mücadelelerinin, ayaklanmaların ve iç savaşların yaşanmasına neden olmaktadır.

Yakın dönem Orta Doğu tarihine bakacak olursak Osmanlı Devleti’nin zayıflama sürecinde güçlü devletlerin topyekün gözlerini bölgeye diktiklerini ve en iyi Ali Cengiz oyunu yapanın bölgeye hakim olduğu anlaşılmaktadır. Birinci Dünya Savaşı’nın en hareketli döneminde gizli bir şekilde kaleme alınan Sykes-Picot Antlaşması’nda tarafların yalnızca kendi çıkarları doğrultusunda hareket ettikleri görülmüştür. Bu bağlamda, bölgenin sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik yapısı dikkate alınmamıştır. Bölgede önemli çıkarları bulunan İngiltere’nin eş zamanlı olarak hem Araplarla hem de Fransızlarla gizli görüşmeler yaptığı ve nihayetinde Şerif Hüseyin önderliğindeki Arapları muğlak sözlerle oyalayıp, onlara vaat ettiği sözleri yerine getirmediği tespit edilmiştir. Diğer taraftan İngiltere, Rusya’nın “Sıcak Denizlere İnme” şeklinde özetlenebilecek Güney siyasetini engelleyebilmek adına Fransa’yı kullanmıştır. Bu amaçla İngiltere, Sykes-Picot Antlaşması yoluyla, Rusya ile arasına Fransa’yı yerleştirmiştir. Ayrıca dönemin büyük güçleri İngiltere, Fransa ve Rusya bölgesel çıkarları uğruna yerel halkları bir piyon olarak kullanmaktan çekinmemişlerdir. Araplar, Ermeniler ve Yahudiler büyük güçlerin bu satranç oyununda edilgen unsurlar/piyonlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Sykes-Picot Antlaşması bölgenin doğal düzenini altüst ederek, uzun yıllar kaosun hüküm süreceği bir yapı inşa etmiştir.

Yine 1900’lü yılların ortalarına bakalım. Osmanlı yıkılmış, Filistin sahipsiz kalmıştı. Yukarıda anlattığımız haller sebebiyle İngilizler Filistin topraklarındaydı. Kendisinin de bir Yahudi olduğu iddia edilen Hitler, Almanya’da Yahudilere eziyet etmiş –ki bu Yahudiler, aslında Yahudilik emelleri gütmeyen atıl durumdaki Yahudilerdir.- bu da yetmemiş Bulgaristan’la anlaşma yaparak oradaki Yahudilerin de göç etmelerini sağlamıştı. Bu arada Ben Gorion ve yandaşları BM’yi de arkasına alarak Filistinlileri topraklarından cebren çıkarmış ve boşalttıkları yerlere “insansız vatana vatansız insan” sloganıyla Dünyanın dört bir yanından Yahudileri yerleştirmiş ve orada bir devlet kurmuştur. Görüldüğü gibi yasadışı kurulan bu devlet, yayılmacı politikasını habis ur edasıyla devam ettirerek 50 yılı biraz aşkın bir zamanda Filistin topraklarının büyük çoğuna yerleşmiştir.
Yıllardır dünyanın gözü önünde kıvranan, emperyalist devletlerin bir numaralı sömürgeleri olan, kan ve zulümle yerli halkının bastırıldığı topraklar Orta Doğu toprakları, insaniyetten nasibini alan herkesin kanayan yarası haline dönüştü. Neydi bu toprakları bu derece cazip kılan? Son derece verimli toprakları mı? Yoksa akıl almaz tabiat güzellikleri mi? Ya da başka herhangi bir sebep? Hayır! Bugün bu toprakların emperyal düzenin gözdesi olmasının sebebi: “kara kan: petrol!”

Orta Doğu’da özellikle I. Dünya Savaşından sonra istikrar sağlanamamıştır. Bölgede yaşanan istikrarsızlık, Orta Doğu ülkelerinin en büyük zenginliği olan petrolün, Batılı devletlerin kontrolü altına girmesine sebep olmuştur.
O günden bugüne bu topraklarda değişen çok fazla bir şey olmadı. Batı medeniyeti kendinden başkasına yaşam hakkı vermemesi ve dünya nimetlerine sahip olma gayesi uğruna insanların hayatlarını almış, canlarının derdine düşüp de topraklarını koruyamasınlar diye türlü zulümler yapmışlardır. Bugün Orta Doğu’ya hâkim olan güç, dünyaya da hükmeden güçtür aynı zamanda.

Leşin etrafındaki aç sırtlanlar gibi tüm halkın yok olmasını, değilse kendilerine itaat etmesini bekleyen ve bunu bir avuç dolar adına yapan emperyalist güçler, silahla yenmeyi göze alamadıkları ya da farklı sebeplerle sulh(!) içinde bulundukları diğer devletlere de farklı kazanç kapısı gözüyle bakmaktadır. Anneler, babalar, sevgililer gibi günler; yılbaşı, cadılar bayramı gibi sebeplerle oluşturdukları imaj ve dahi başlattıkları moda akımı sayesinde alışveriş duygusu okşanmış hatta bu durum kanıksanmış, buna uymayanlar eleştirilir olmuştur. Bu günlerde israf ve lüksün içine düşen insanlar emperyalist güçlerin güdümlü askerleri gibi davranmaktadırlar. Dünyayı saran emperyalizm belası o ya da bu şekilde hepimize bulaşmış durumda. Bu Orta Doğu’da kan ve gözyaşı iken, diğer bölgelerde nakit akışı şekline dönüşüyor.
Afrika’da, yerli halkı İncil’le uyuttuktan sonra onları esir alan, yeterince elmas çıkaramadığı için babalarının gözleri önünde evlatlarının ellerini kesen zihniyet, Orta Doğu’da çok ceset çok petrol diyerek kıyım yapmaya devam ediyor.

Malını nerede kazandığının hesabını vermekle yükümlü olan insan aynı zamanda malını nereye harcadığının da hesabını vermek zorunda olduğunu unutmamalıdır. Gücünü paradan alan emperyal medeniyeti ancak İslami ekonomi politikalarıyla çökertmek mümkün olabilir. Aksi takdirde kara kan için daha nice al kanlar akar Orta Doğu’da…

1) Çeşitli kaynaklarda petrol rezervleri ile ilgili farklı oranlar veriliyor ama ortalama % 70 denilebilir.daha detaylı bilgi için bakınız http://www.opec.org/opec_web/en/index.htm.
2) Deniz, Taşkın, Arap Baharı Ve Türkiye: Siyasi Coğrafya Açısından Bir Değerlendirme, Doğu Coğrafya Dergisi, cilt:18, sayı:29, 2013
3) Yavuz, Nuri, Şark Meselesi Açısından Ortadoğu Gelişmeleri, GÜ, Gazi Eğitim Fakültesi Dergisi, Cilt 23, Sayı 3 (2003) 89-98

Handan Yıldız Bayrak

Yazı altı reklam
PAYLAŞ
Önceki İçerikEmperyalizm Nedir Kimdir?
Sonraki İçerikKUTUPLAŞTIRMA!

CEVAP VER