ORTA DOĞU EMPERYALİZMİ: SURİYELİ MÜLTECİLERİN TÜRKİYE GÖÇÜ

0
407
FILE - A Sunday, June 14, 2015 file photo of a Syrian refugee carrying a baby over the broken border fence into Turkey after breaking the border fence and crossing from Syria in Akcakale, Sanliurfa province, southeastern Turkey. The mass displacement of Syrians across the border into Turkey comes as Kurdish fighters and Islamic extremists clashed in nearby city of Tal Abyad. (AP Photo/Lefteris Pitarakis, File)
reklamlar
Yazı arası Reklam

Orta Doğu; Avrupa Ülkeleri merkez kabul edildiğinde, Akdeniz’den Pakistan’a Arap yarımadasını kaplayan bölgenin adıdır. 19. Yüzyılda kullanılmaya başlanan ve Avrupa merkeziyetçiliğinde oluşturulan kavramdır.
Emperyalizm (yayılmacılık); bir devletin başka devletler üzerinde kendi çıkarları doğrultusunda etkide bulunma, ‘yararlanma’ hakkını kendine tanımış olmasıdır.

Orta Doğu emperyalizmi yıllardır dilden dile dolaşan, çalışmalara konu olmuş, AB siyasetinin de gündemine oturmuş konulardandır. Tarih emperyalizme başkaldırı örnekleriyle doludur.
2010 yılında Arap Baharı ile başlayan halk direnişi, Orta Doğu’da yönetimin el değiştirme çabaları olarak gündemde olmuştur. Çünkü Orta Doğu, haklın sessiz kaldığı ya da çıkan küçük çaplı başkaldırıların olumsuz sonuçlanmasıyla sükunetin kaldığı yerden devam ettiği, sömürgeci devletlerin istedikleri gibi yayılmacı politikalarını yürüttüğü bölgenin adıdır.

Tarih boyunca emperyalizmin hakim olduğu devletlerden çevre devletler de sürekli etkilenmiştir. Bu etki gerek göçlerin çevre ülkelere akmasıyla gerekse tamamen ele geçirilen bir bölgeden sonra diğer devletlerin de emperyalist güçler tarafından ele geçirilmeye devam etmesi yönündedir. Çoğu zaman güçlü bir bölgeye ulaşmak için etrafındaki daha az güçlü devletleri sömürmek suretiyle sürdürülmektedir. Emperyalist güçleri Orta Doğu’ya çeken önemli etkenler arasında ucuz pazar arayışı, ham madde ve enerji kaynaklarına ulaşma, petrol ve doğalgaz hatlarını ele geçirme istekleri yer almaktadır.

Son yılların en çok konuşulan mevzusu da ülkemize mültecilerin gelmesiyle etkilerini ülkece hissettiğimiz, Suriye’de mevcut olan sömürgecilik hareketidir. Arap Baharı direnişinin hızla kendisini gösterdiği Suriye, işgallerin etkisinin artmasıyla direnişin kırılma noktasına geldiğinin kanıtıdır. Suriye’de emperyalist politika izleyen devletler için İran’ın kapısı olarak görülmektedir.

Suriye’de artan işgaller sonucu Türkiye’ye 2011 yılında başlayan göçler artarak sürmektedir. 2016 yılı AFAD verilerine göre 3 milyonu bulan Suriyeli mülteci ile Türkiye en fazla göç alan ülke olmuştur. Suriye’deki iç savaşın şiddetlenmesiyle göç eden vatandaşların ülkelerine geri dönme ihtimalleri de giderek azalmaktadır. Göçlerin başladığı tarihten itibaren Türkiye maddi olarak 5 milyar doları geçen bir bütçe ile Suriyelilere ev sahipliği yapmıştır. Tabi bu ev sahipliği yalnızca ekonomik boyutlarla sınırlı kalmamıştır. Göçlerin ardından 5 yılı aşkın bir zaman geçmiştir. Suriyeli mülteciler bu süreçte yerleşik hayata uyum sağlamaya çalışmaktadır. Bunun yanında getirdikleri kültürlerini de yaşamaya devam ettikleri, semtlerde toplu bir şekilde yaşayışlarından ve açtıkları yöresel marketlerden görülmektedir.
Suriyeli mülteciler verilen bazı haklar, gereğince bilgilendirme sağlanamadığından, halk tarafından tepki ile karşılanmaktadır. Bu haklar mültecilere geçici kimlik verilmesi, çalışma izni tanınması, sağlık hizmetlerinden ücretsiz faydalandırılmaları, sosyal uyum projeleri kapsamında belli dönemlerde maddi olarak desteklenmeleri gibi çalışmalardır. Devlet bu şekilde haklar vererek tedbir almadığı takdirde; bulaşıcı hastalıkların yayılması, nikahsız birlikteliklerin çoğalması, açlık sınırının altında yaşantıların baş göstermesiyle ‘’dilencilik’’ kavramının yaygınlaşması söz konusudur.

Şuan Türkiye’de yaşayan Suriyeli mülteci çocukların ciddi bir bölümü çocuk işçiler olarak sokaklarda çalışmaktadır. Çünkü Türkiye’ye yerleşen mültecilerin %53 ü 18 yaş altı çocuklardan oluşmaktadır. (BMMYC, Kasım 2014)
“Misafir“ olarak kabul edilip, geri dönme ihtimalleri azalan Suriyeli mültecilerin Türkiye’de halkın kabul durumunu araştıran, Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi’nin araştırma sorunlarına göre, %72,2 oranında Türkiye’de mülteciler ‘mağdur’ olarak halk tarafından kabul edilmiş durumdadır.

Genelde Suriyeli mültecilerin ekonomik ihtiyaçları konusunda geliştirilen projelerin ihtiyacı karşılamada önemli bir yol aldığı gözlemlenebilir bir durumdur. Ancak bu kadar yoğun rakamlarda bir göçün toplumda bir takım sosyal sorunları ve kültür çatışmalarını da getirdiği ve getirmeye devam edeceği yadsınamaz bir gerçektir.
Sosyal sorunları çözme çalışmalarının başında Suriyeli çocukları okullara kayıt etme projesi görülmektedir. Böylece yaşı okul çağına gelmiş mülteci çocuklar Türk Kültür ve Eğitim Sistemi ile tanışarak köprü görevini üstlenmiş olacaklardır. Halk içerisinde mültecilere baktığımızda iletişimin çoğunun okul çağına gelmiş çocuk mülteciler aracılığı ile sağlandığı görülmektedir.
Güneydoğu’da Suriyeli mülteciler ile evliliklerin başlamış olması da halkın durumu kabullendiğinin ve aradaki kültür geçişinin sağlanmaya başladığının göstergeleridir.
Sosyal uyum projelerinin mülteciler üzerindeki çalışma alanlarını geliştirildiği ülkemizde, durumun ülkenin ‘gelişme olan’ kategorisine katkı sağlayacağı araştırmacıların umutları arasındadır. Çünkü ‘göç’ olgusu tarih boyunca hep gerçekleşmiş ve ülkelerin nüfus arttırma politikaları arasında yer alıp; olumsuz etkilerinin, olumlu etkileri altında kaldığı gözlemlenmiştir.
Orta Doğu emperyalizminin son yıllarda Türkiye’ye yansıyan yeni kanadı göçlerin artıp, toplumda kültürel ve ekonomik etkinliklerin değişmesi yönünde seyretmiştir. Siyasal Bilimcilerin araştırmalarına göre, Türkiye’nin sömürge hareketi içine çekilmek istenmesi de Orta Doğu emperyalizminin ülkemize bakan tarafı arasında yer almaktadır.
Temennimiz topluma ve devlete güç getirecek politikaların oluşturulması ve Osmanlı’da da olduğu gibi farklı etnik kökenlerde ancak huzur içinde yaşamın sürdürülmesi yönündedir.

Merve Diken

Yazı altı reklam

CEVAP VER