Varlık Âleminde ve İnsan Hayatında: Adalet

0
434
gavel, scale, and law book
reklamlar
Yazı arası Reklam

إِنَّ اللّهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالإِحْسَانِ وَإِيتَاء ذِي الْقُرْبَى وَيَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاء وَالْمُنكَرِ وَالْبَغْيِ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

Adalet, âlem-i mülk ve âlem-i melekûtu şekillendiren ve bu iki âlem arasındaki rabıtayı sağlayan, böylece hem beriyi hem de öteyi aydınlatan temel kanunlardan biridir.
İçtimaî hayatta adalet, haklıya hakkını vermek, insanlara ihsanda bulunmak ve gaspçının gaspını, kötünün kötülüğünü durdurmak demektir… Adalet, bir toplumda saadetin, huzurun, düzenin ve erdemin yeşermesini ve bu dirilişin hayatın her alanına yayılmasını sağlayan bir iksirdir.

Gerek ehl-i tasavvuf ve gerekse ehl-i felsefe tarafından yapılan tanımlamalara göre, zaman ve mekânla sınırlı, duyularla anlamlandırılan âlem-i şehadetin görünen/bilinen yüzüne âlem-i mülk, zaman ve mekânla sınırlı olmayan, duyular üstü, varlıkların çok buutlu olan asıl veçhelerinin bulunduğu misal/gayb/ideler âlemine de âlem-i melekût denir.

Şu görünen varlık âlemindeki mevcudat şuurlu ve şuursuz diye tasnif edildiğinde, enenin/benliğin şuurlulara, tabiatların/hususiyetlerin ise canlı cansız diğer unsurlara ait, farazî alanlar olduğu, bahis mevzuu edilmektedir. Şuur sahibindeki bu benlik, kendine ait bağımsız bir şahsiyete, müteakiben de hususî bir mülk edinmeye yönelir. Bu teşahhus ve temellük sürecinde adil olunursa, şeffafiyet sırrıyla Malik-i Hakiki karşısındaki gerçek konum ve vazifenin öğrenilmesi sağlanır.

Bütün sakinleriyle birlikte gezegenimiz hareket halindedir. Bütün ecram-ı semaviye gibi aslında bütün zerreler, elementler, canlılar bir yerden bir yere hareket edip durur, eskiyen bir libastan çıkıp bir başka-yeni elbiseye bürünürler. Bütün bu hareket ve yenilenmelerde, bütün bu değişim ve başkalaşımlarda adil bir sistem ve paylaşımın hükümferma olması, aksaksız işleyen muhteşem bir düzen, daimî bir şekilde devam eden hassas bir muvazene/denge ve her şeyde kendini gösteren muazzam bir ölçü üzerinden,bu işlerde adaleti sağlayan büyük bir güç ve otoritenin varlığını göstermekte ve bin bir nağmeyle bu hakikati terennüm etmektedir.

Düşünebilen dimağları ve hissedebilen kalpleri kendine hayran bırakan bu sistemde, bir tecavüze, haksızlığa, taşkınlığa veya hakkından fazlasına tamah etmek şeklinde anlaşılabilecek bir işleyişe rast gelinmez. Burada, ay dünyanın, dünya güneşin işine müdahil olmaz; kulak kalbin, göz beynin, ayak elin sahasına tecavüz etmez. Kemik derinin, gaga kanadın, yüzgeç solungacın faaliyetlerine mani olmaz. Kendileri için vazedilmiş olan fıtrat kanunlarına harfiyen uyulur. Her şey düzen ve uyum içindedir. Zaten düzen ve uyum içinde olmayan her şeyin fıtrat kanunlarınca bertaraf edildiği, herkes tarafından görülmekte, bilinmektedir.

Kâinatta görülen sorunsuz işleyiş sünnetullah/adetullah tabir edilen kâinat kanunlarıyla sağlandığı gibi, içtimaî hayatın düzeni de benzer şekilde fıtrat kanunlarıyla sorunsuz yürütülebilir. İnsan iradesinin müdahil olması dolayısıyla sosyal hayatta her ne kadar bazen aksamalara rastlansa da toplumların benzer yaşantılarında benzer olguların görüldüğü, benzer etkilerin benzer tepkileri doğurduğu, bilinen sosyolojik kaidelerdendir. Yaratılıştan bireye verildiği bilinen vicdan ve mesuliyet duygusu, ona toplumda sergileyeceği davranışları belirlemesinde yön verici olur; toplumda gelişen erdeme müteveccih ahlak kuralları ile vahy-i semavînin kaideleri, toplumu oluşturan bireylerin davranışları üzerinde etkili olur. Buradan hareketle adaletin içtimaî boyutunun, sayılan bu davranış belirleyici ve şekillendirici unsurlardan meydana geldiği, rahatlıkla ifade edilebilir.

Adalete ve erdeme istinat eden bir toplumu meydana getirme isteği, ahlak ve içtimaiyatla ilgilenen neredeyse bütün düşünürlerin ana gayelerinden biri olmuştur; bu bağlamda Platon Devlet’ini, Thomas More Utopia’sını, Campanella Güneş Ülkesi’ni yazarken, hep o adalet ve faziletin hükümferma olduğu ideal toplumu oluşturma hülyasını kurmuştur.
Bizde ise işin hayal ve edebiyatı değil, yaşantılarla bizzat kendisi gerçekleştirilmiştir. Vahyin şekillendirdiği Asr-ı Saadet ve Çıhar Yar-ı Güzin devirlerinde toplumun en küçük dairesinden en büyük dairesine kadar, adaleti engelleyen, erdeme mani olan tüm put ve tağutlar yıkılarak, toplumdaki her tabakanın mesut ve huzurlu olmasına çalışılmış, kıtlıklarda bütün lokmalar, zor günlerdeki bütün acılar ve mutlu günlerdeki bütün sevinçler paylaşılmış, ağlayan yetimlerle ağlanmış, aç kalanın açlığını ortadan kaldırmak için devlet başkanları dahi olsa sırtlara çuvallar yüklenip fakirlerin imdadına yetişilmiş, Ömer b. Abdülaziz olunup memlekette refah seviyesi yükseltilerek yardım edilecek fakir bırakılmamış, Selahaddin Eyyûbî olunup dünyanın en güçlü zalim ve işgalcilerine karşı çıkılmış ve esaret altındaki zeminler ve sakinleri azat edilmiş, Bediüzzaman olunup küfrün ve şeytaniyetin bütün taarruzları akamet uğratılarak beli kırılmıştır.

Cenab-ı Hakkın kâinatla doğrudan ilgili birçok ismi vardır; bunlardan biri de ism-i Adl’dır. Kâinattaki adalet-i tamme, bu ismin cilvelerinden biri olup, bütün eşyaların muvazenesini idare etmekte ve bunun üzerinden beşere de adalet emredilmektedir. “Gökyüzünü yükseltip nizam ve ölçü verdi; ta ki ölçüde sınırı aşmayasınız. Alırken, satarken, ölçüyü, tartıyı adâletle uygulayın; sözlerinizde, fiillerinizde ölçülü adaletli davranın. Sosyal adaleti, sosyal güvenliği temin edip, refah payını artırarak, toplumdaki dengeyi ayakta tutun. Ölçüyü noksanlaştırmayın, tartıyı eksiltmeyin, haklarına tecavüz ederek insanları mağdur etmeyin.” İlahî fermanında dört defa mizanın/dengenin/ölçünün zikredilmesi, kâinatta onun derece-i azametini ve ehemmiyetini göstermekte, hiçbir şeyde israf, hakiki zulüm ve ölçüsüzlüğün olmadığını ifade etmektedir.

Vahiy, adaletli ve mutedil davranmayı, ihtilaflı durumlarda adaleti gerçekleştiren, bunu yaparken de hak sahibine hakkını almasını sağlayan, sosyal, siyasî, ekonomik ve idarî bir düzen kurmayı, davranışlarına, ilişkilerine, görevlerine, hayatlarına iyiliği, iyi niyeti, dinin, ahlâkın ve kamu vicdanının emirlerini devamlı yansıtan, samimiyetle ibadet eden, aktif olarak iyiliğe, iyiliği uygulamaya, iyileştirmeye örnek olan, işlerinde mükemmellik, dürüstlük ve başarı için dikkat harcayan, hayırlı icraatlar, kalıcı hizmetler yapan Müslüman önderler, idareciler, askerî erkân ve insanlar olmayı, akrabaya yardım etmeyi emreder.

İçtimaî hayatta insanların birbirleriyle olan münasebetlerini düzenleyen semavî hitap, bireysel ve toplumsal yaşamı alt-üst eden gayrimeşru zinayı, fiil ve münasebetleri, haddi aşmayı, cimriliği, ahlâksızlığı, şeriatın suç saydığı ve haram kıldığı eylemi, kamu vicdanının tasvip etmediği davranışı, haksızlığı, saldırıyı, baskı ve zulmü, bozgunculuğu, şeriata karşı çıkmayı, kural tanımamayı reddetmektedir. Bu menfi duruş ve hareketlerin savunuculuğunu, sözcülüğünü yapmayı yasaklamakta ve önleyici tedbirler almakla kamu güvenliğini sağlamayı emretmektedir. İnsanlara, düşünüp ibret almalarına vesile olur diye bu şekilde nasihat etmekte, bu mevzulardaki mesuliyetlerini hatırlatmakta ve onları gerçek bir şekilde ikaz etmekte ve uyarmaktadır.

Mahkemeler bağımsız ve tesir-i haricîden azat olur, müddei adalete bağlı olarak amme hukukunun muhafazasını talep ediyor, avukat müvekkilinin hakkını adalet çerçevesinde müdafaa ediyor, şahid gördüklerini olduğu gibi naklediyor ve tüm tarafları dinleyen hâkim de hakkaniyet çerçevesinde haklıya hakkının verilmesini sağlıyorsa, bu mahkeme gerçek bir mahkemedir ve bu mahkemelere sahip toplumlar da adaletin hükümferma olduğu gerçekten adil, gerçekten numune-i imtisal toplumlardır.

Adaletli ve dürüst olmak, her nerede ve ne zaman olunursa olunsun, her konuda, isterse kendisinin veya sevdiklerinin aleyhine olsun, sadece ve sadece doğruların ve dürüstlerin yanında, yanlışların ve yanlış yapanların karşısında yer almayı gerektirir.

Kendisine verdiği düzen ve yerleştirdiği ahenkle kâinatı muazzam bir saat gibi işleten semavî hitabın sahibi, insanlar arasında da aynı adil düzen ve ahengin sağlanması, haksızlıkların son bulup adaletin hükümferma olması bağlamında şu lal û güher gibi direktifleri vermektedir:

Ey iman edenler, Allah adına Kurân’ı bilen ve tebliğ eden, problemlere çözüm getiren, her yönüyle güvenilir örnek önderler, Allah için doğruları eğip bükmeden konuşan şâhitler olarak, içtimaî, siyasî, iktisadî ve idarî düzeni adâletle yaşatanlar, onu ayakta tutanlar, içtimaî adâlet ve güvenliği sağlayanlar, refah payını artırarak insanlar arasında onu dengeli dağıtanlar olun. Kendinizin, taraftarlarınızın, ana-babanızın, akrabalarınızın aleyhinde de olsa, adaletle dizayn edilmiş olan düzenin kurallarını aksatmadan uygulayın… Zengin ve fakir de olsalar uygulamada insanlar arasında ayırım gözetmeyin… Şunu bilin ki, Allah onlara sizden daha yakındır. Haktan ve adâletten ayrılarak şahsî arzu ve ihtiraslarınıza uymayın… Dilinizi eğip bükmek suretiyle doğruluktan ayrılıp hakikati örter, âdil idarecilik ve gerçek şâhitlik yapmazsanız, adil idareciliği ve gerçekleri ortaya çıkarıcı şâhitliği sergilemeseniz, biliniz ki, Allah işlediğiniz gizli-açık bütün amellerinizden haberdardır.
Semavî hitabı kendisine müteveccih kabul edip bütün direktiflerini yaşamının temel belirleyicileri olarak kabul eden önderler, fiilleriyle hakkı bilen ve başkalarına bildiren, sorunlara çözüm getiren, güvenilir ve örnek insanlar olmalıdırlar. Aslında kalp ve amel mümini olan her insan, bir önder, bir pişdardır. Bunların olduğu yerde sadece adalet dile gelir; içtimaî, siyasî, iktisadî ve idarî alanlarda adilane düzenler gerçekleştirilip ayakta tutulur; içtimaî yapı, adalet, itimat ve itminan alanına çevrilir; toplumun refah seviyesi yükseltilerek, üyeleri arasında dengeli bir dağılımın yapılmasını sağlanır.

Fazilet ve takvayı kendilerine asıl amaç edinen ve hayatın tüm alanlarını adaletle örmek isteyen insanlar, geçmişte ya da hal-i hazırda kendilerine rakip veya düşman pozisyonunda olanlara karşı dahi her veçhesiyle adil olmalı, adaletle muamele etmelidirler; kin ve öfkelerine yenilip adaletten sapmamalıdırlar; ta ki bu dünyayı cennete, sakinlerini de ehl-i cennete çevirecek olan Semavî Hitab’ın diriltici esasları bir kere daha gönüllerde inşirahlar meydana getirsin… Bir kere daha biz asırlık dünya yetimlerinin başına erdem, insaniyet, dostluk, kardeşlik, eşitlik, iyilik, güzellik çiçeklerini serpsin…

Kâinatın tabakalarında uygulananıyla, içtimaî hayatın katmanlarında uygulananına kadar Sünnetullahın bütün prensiplerine riayet eden, İsm-i Kelam’ın son tecellisinin emirlerine göre yaşamını şekillendiren, bu bağlamda fena ve çirkin davranışlardan uzak durmak, iyi ve faziletli eylemleri yaşayıp onlardan lezzet almak suretiyle de Adil-i Mutlak’ın memnuniyetini kazanmayı hedef edinen insanlar, her zaman kendileriyle barışık ve özgüven içerisinde yaşarlar. Onların bulundukları zeminlerde ılgıt ılgıt esen adalet, şua şua parlayan dostluk ve kardeşlik hükümrandır. Bunlar, buldukları yerlerde özverili davranıp kendi haklarından fedakârlık yapsalar bile, başkalarının haklarının yenmesine veya özgürlüklerinin kısıtlanmasına asla göz yummazlar. İç dünyaları gibi amelî dünyaları berrak ve sema ile irtibatlıdır. Ne ferdî ne de içtimaî mesuliyetlerini ihmal etmezler bunlar. Nefes alıp vermelerinin yaşamsal bir eylem olduğunu bildikleri gibi, mezkûr sorumluluklarını ifa etmelerinin de hayatî ödevler olduğunu bilincindedirler. Sergiledikleri amellerle her an, her dem adaleti düşünür, adaleti yaşar, adaleti yansıtırlar alıcılara…

Evet, burada erdem, ihlas ve takva prensiplerine göre sergilenen bu amelî işlemelerle öte için manevî kaneviçeler örülmekte, âlem-i mülkteki hikmet, ihsan ve adalete müstenit projelerle, içtimaî hayat şekillendirilmekte, hadisenin farkında olan herkesçe teşekkür etme bağlamında adeta rıza-yi Bari’nin etrafında dönen semazen olunmakta, ruh ve cesedin buradaki ortak mahsulatı ahiret pazarına gönderilmekte ve böyle bir adaletin hâkim olduğu âlemde yaşadığımızın farkında olma şuurunu bize veren Adil-i Mutlak’a her türlü hamd ve kulluk ifa ve icra edilmektedir.

1) Melekût kavramının daha geniş ve farklı anlamlarda kullanılmış halleri için bkz. el-Müminun, 23/88; el-Araf, 7/185; el-En’âm, 6/75; Yasin, 36/83.
2) Bkz.: Rahman, 55/7-9.
3) Ayetin manası iki paragrafta serpiştirildiği için meal tırnak içinde verilememiştir. Bkz.:Nahl 16/90.
4) Ayetin manası tüm paragrafa dağıtıldığı için meal tırnak içinde verilememiştir. Bkz.:Nisa, 4/135.

Mehmet Baran

Yazı altı reklam

CEVAP VER