Peygamberlerin Yolu; Tevhid ve Adalet

0
440
judges court gavel on law books, over white
reklamlar
Yazı arası Reklam

Doğrusu biz elçilerimizi hakikatin apaçık belgeleriyle gönderdik; onlarla birlikte Kitab’ı ve insanlığı adaletle ayakta tutsun diye mizanı emrettik; (57/25) Kur’an-ı Kerim’in bu açık beyanı, tüm peygamberlerin nihai hedefinin Tevhid’i ve Adâleti egemen kılmak olduğunu ortaya koyar. Çünkü Tevhid, akidede adalettir. Adalet ise muâmelatta tevhid’dir. Bu nedenle, Tevhid ve Adâlet konusunda dengesiz hareket eden her toplum, ahlaki, kültürel, siyasi kokuşmuşluklarla baş başa kalır. Öyleyse adalet nedir? Önce bu kavramın dini tahlilini yapalım.

İslam’ göre adalet; “Vaz’uş-şey-i alâ mevzıihî” Bir şeyi yerine koymaktır. Olması gereken şekilde muamelede bulunmaktır. Bu kavramın zıddi ise zulm’dür. Zulm ise; “Vaz’uş-şey-i alâ gayri mevzıihî” Bir şeyi olmaması gereken yere koymaktır. Olmaması gereken şekilde muamelede bulunmaktır.
Bu tanımlardan anlaşılacağı gibi fiziki anlamda yeryüzünde bulunan canlı ve cansız herşeyde Allah’ın adâlet dengesini görmek mümkündür. Çünkü hiçbir şey anlamsız ve amaçsız yaratılmamıştır. (2/191) Eşyaya muamelesi yönünden Allah “el-adl” Adalet sahibidir. Ancak Allah, insanlar üzerinde el-âdil değildir. Yani adaleti uygulamayı ahrete ertelediğini birçok ayette belirtmiştir. Kullar yönünden el-adl isminden mülhem rahmet ve merhamet sıfatının daha baskın olduğu inkar edilemez bir gerçektir. Bu durumu Allah, kitabında şöyle izah eder. “Rabbin, çok bağışlayıcıdır, merhamet sahibidir. Eğer yaptıkları yüzünden onları (dünyada) cezaya çarptırsaydı, elbette azaplarını çarçabuk verirdi. Hayır, onlar için belirlenmiş bir gün vardır ki (o gün gelince) hiçbir kurtuluş çaresi bulamazlar.” (18/58) Yine bkn.(35/45)

İslami çerçevede bu şekilde ifadesini bulan adalet, hak ve özgürlükler bağlamında ele alınmazsa kadük kalır. Çünkü Adaletin insanlar üzerindeki karşılığı haklar açısından değerlendirildiğinde bütünlük arz eder. Bu nedenle evrensel hukuk normlarının ilham aldığı ve adalet saraylarının önünde yer alan mitolojik figürde kalbe ve vicdana yakın olan sol elde terazi vardır. Bu terazi kişinin eylemlerini simgeler. Bu terazinin iki kefesi dengeli olmalıdır. Yani inanç ve eylem bütünlüğü gözetilmelidir. Eğer bu dengede (mîzan) eylemler olumsuz anlamda ağır gelirse ona göre hükmedilir ve sol elde yer alan kılıç yani ceza devreye girer. İslam kültüründe var olan “şeriatın kestiği parmak acımaz” prensibinden hareketle toplumsal kaosun önüne geçmek için caydırıcı bir müeyyide gerekir. Bu konuda toplumların gelişmişliği, kültürel veya dini anlayışı cezai müeyyide de evrensel normların oluşmasında belirleyici olmuştur. Yine bu evrensel adalet figürünün bir kadın olması, adaleti tesis eden erkin, bir kadın merhameti ile hareket etmesi gerektiğini sembolize eder. Bu sembolik figürde yer alan kadının gözlerinin kapalı olması, tarafsızlık ilkesine dikkat çeker. Bu konuda islam’ın ilk yıllarında Medine’de yaşanan bir olaya istinaden nazil olan Nisa suresinin 105-109 arası ayetler önem arz eder. Tı’me b. Ubeyrik isimli bir kişi hakkında nazil olan bu ifadelerde mezkur şahıs, bir Müslümanın zırhını çalar ve yakalanacağını anladığı zaman olayı bir Yahudi şahsın üzerine yıkmak için yalancı şahitlerle Hz. Peygamber sav’in huzuruna gelir. Hz. Peygamber sav bu meselede Yahudi aleyhine karar vereceği sırada nazil olan ayetler ile uyarıya muhatap olur ve tam tersi bir karar verir. “Hainlere arka çıkma” şeklinde ağır bir uyarı alır. Bu olaydan da anlaşılacağı üzere alınacak kararda tarafgirlik zulme sebep olur. Yine adalatte tarafsızlık ilkesi ile ilgili olarak, Kanuni Sultan Süleyman döneminin önemli Şeyhülislam’ı olan ve namı diğer, Zenbilli Ali Efendi olarak tanınan Ali Cemâli Efendiyi gösterebiliriz. Bu büyük âlim, kendisine yöneltilen soruların muhataplarını görerek etkilenmemek için evinin penceresinden sarkıttığı zenbile (ipin ucuna bağlı bir bez) konulan soruları yukarı alır islam fıkhına göre verdiği cevabı tekrar zenbile koyup aşağı sarkıtarak soru sahibine iletir.

Tüm bu bilgiler ışığında 21.yy’ın fotoğrafını çektiğimizde yeryüzünde yaşanan hukuk ihlallerin pik yaptığına şahitlik etmekteyiz. 1948 yılında ilan edilen otuz maddelik “İnsan hakları evrensel beyannamesi” tarihin tozlu raflarında kalmaktan öteye gidememiştir. Bu nedenle 8 milyarlık insanlık ailesi, adaletin ve hukukun temellerini attığı son umut kalesi olan İslam dini ile Allah’ın arzu ettiği erdemli insan olma yoluna girebilir. Ütopik gibi görünen bu durum her Müslüman şahsiyet için kitlenilmesi gereken bir hedeftir. Bu hedefe giden yolda olanca çabamızı ortaya koymak Müslümanca yaşamak ve çağa şahitlik eden özne bir toplum haline gelmek şiarımız olmalıdır.

Yusuf ÇELEBİOĞLU

Yazı altı reklam

CEVAP VER