Adalet Olmazsa Ne Olur?

0
1010
reklamlar
Yazı arası Reklam

Evvela söze başlamadan önce, sözlerin en kıymetlisi ve doğru olan Kuran-ı Kerim’in ayetlerinden Rabbi Teala’nın sözü ile başlayalım.

Buyuruyor ki Rabbimiz:

[Ey iman edenler, adil şahidler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah’tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır. (Maide Suresi Ayet 8 )]

Evet. Adalet konusunu ele aldık bu ay. Adalet: Kişiye ve nesnelere hakkı olanı hiç birini diğerinden ayırmaksızın hakkıyla vermektir. Mizan gününde herkese amelinin karşılığı verilecektir. Ne bir eksiği ne de bir fazlası.
İşte bizler de adalet kavramını teoriden pratiğe geçirmeye çalıştığımız anda her insanın fıtratında olan akraba eş dost kayırma düşüncesi beliriyordur. Rabbi Teala bunu kesin emirlerle yasaklamışıtır. Çünkü hak eden hakkını alır.
Adalet deyince tabii ilk akla gelen idareci: Hz. Ömer ra. O kendi devrinde adalet sistemini en mükemmel şekilde tesis eden ender şahsiyettir. Zira bir sözünde; ‘Dicle’nin kenarında bir kuzu aç kalırsa onun hesabını ben nasıl veririm?’ diyerek adaletli yöneticinin bizlere nasıl olması gerektiğini bildirmiştir.

Hz. Ömer ra’in buyurduğu gibi [“El-‘adlü esâsü’l-mülk” Adalet bir devletin esasıdır. Zira bir devlette adalet olmazsa zulüm de olur kaos da olur ahlaki çöküntü de olur.]

Bu adaletsiz ve kayırmacı polikaların yaşandığı dönemlerin başında Dört Halife döneminin bitmesi ve Yezid döneminin başlamasıyla ortaya çıktığı görülür. Emeviler’de mevali dediğimiz devlet tarafından ayrılan bir sınıf vardı. Köle olmayan esir ve tutuklulardı. Zaman ilerledikten ve devlet daha da güçlendikten sonra bu kavram daha da genişleyip Arap olmayan Müslümanlar olarak literatüre geçti. Yani Arap olmayan Müslümanlara ayrımcılık/adaletsizlik yapılıyordu. Mevali olanlar kimlerdi; Farisiler, Kürdler, Türkler…Adaletsizlikle davranmaları da koskoca Emevilerin yıkılması ile sonuçlandı.

Eyyubiler’e gelince Asr-ı Saadet ve Dört Halife dönemindeki gibi adaletli bir hükümdar ve idareci vardı. Nitekim Kudüs’ü Haçlılardan aldıktan sonra dahi elinin altında bulunan Hristiyanlara zulmetmemiş aksine kiliselerinde rahatlıkla ibadet edebileceklerini ve dinlerini istediği şekilde yaşayabileceklerini söylemiştir.
Özellikle son dönemlerimizde hem ülkemizde hem de genel olarak İslam dünyasında en çok adaleti gözetmesi gereken toplum Müslümanlar topluluğu olması gerekirken mübalağasız en çok adaletsizlik bizim topraklarda yani İslam Coğrafyasında meydana gelmektedir.

Bunların en bariz örnekleri: Mısır; yönetimi gasp edip elinin altındakileri kayırarak adaletsizce hükmeden devlet idarecileri. Suriye; yıllarca adaletsizce hükmettikten sonra başlayan bir kaos ve iç savaş. Bunda tabii ki dış güçler dediğimiz fitne ateşini coğrafyamıza salıverenlerin de çok büyük etkisi olduğu unutulmamalıdır. Fakat bu fitne ateşinin yayılmasının sebebi ise sadece dış güçler değildir. Aksine o devletin kendi idarecisidir. Neden? Çünkü o; halkı ile barışık bir lider olup elindeki gücü onların refahına herkese adaletle hükmedeceğine, akrabalarını kayırıp onları devletin en üst mercilerine getirdi. Daha sonra da halkına zulmetmeye başladı. Ki Suriye topraklarında daha önce yaşayan lider olan Beşar Esad’ın babasının Hama-Humus’ta yaptığı Kürd katliamı da adaletsizlikle hükmeden bir idarecinin belirtisidir. Zira 1960’lı yıllarda Suriye’nin Kamışlo kentinde olan olaylardan sonra asimile etme girişimleri ve Kuzey Suriye topraklarında bulunan Kürdlerin Suriye’nin iç kesimlerine yerleştirilip, İç kesimlerden de aldığı Arap vatandaşlarını Kuzey Suriye’ye yerleştirmesi ile başlayan bir adaletsizlik mevcuttur. İşte tüm bu yapılanlar sonucunda Suriye’de yaşayan hem Arap hem Türk hem de Kürd vatandaşlar tüm birikmiş öfkelerinden sonra bir kaos ve iç savaş fitilinin ateşlenmesinde rol aldılar. Bir başka yakın komşumuz olan Irak. Bilindiği üzere devrimle başa gelen bir liderdir Saddam Hüseyin. O da aynı şekilde topraklarında yaşayan kendi idaresinin altında olan insanlara zulmetti. Nitekim bu zulümlerin en başında yine yukarıda zikrettiğimiz gibi adaletsizce davranıp kendi ailesini devletin en üst kademelerine getirmesiyle başladı. Dahasında iç çatışmalar, savaşlar ve en sonunda yine katliam ile sonuçlanan bir adaletsizlik serüveni. Enfal ve Halepçe katliamları.

Tüm bu olayları sıralamamızda ki maksat adaletsizlikle hükmetmeye çalışan idarecilerin sonucu hep aynıdır. Zorba yönetim ve güç/kuvvet ile kontrolü sağlamaya çalışmaktır. Bunun sonucu da hiç kaçınılmaz olan savaş ve kaostur.
Bu örnekleri verme sebebimiz İslam Coğrafyasında olmalarından ötürüdür. Aksi durumda Avrupa’da da zalim/adaletsiz yöneticiler mevcuttur. Ki çok yakın tarihlerde bile sadece Müslüman/Türk olmalarından ötürü nice sürgünler, hapisler ve zulümler yapmışlardır. Balkanlarda yaşanan zulümler Türkleri mülteci duruma düşürdü. Ruslar tarafından yaşanan zulümler Türkleri mülteci durumuna düşürdü. Çin’de Uygur Türklerine yapılan zulümler işi tamamen çileden çıkardı. Ve daha nice coğrafyalarda yapılan zulümler/adaletsizlikler.

İşte Allah’ın emriyle hareket edilmediği noktalarda ne tür sorunların meydana geldiğini hep birlikte gördük. Ve bu sorunların bitmesi ise sadece Allah’ın emrettiği şekilde: Adil idareciler ve adil şahitler tarafından gerçekleşir.
En önemli olay ise idarecilerin/insanların bu kadar olaydan sonra geçmişten ders almamalarıdır. Şayet geçmişten ders alabilme kabiliyetimiz olsaydı; ne bir daha Saddam Hüseyin gelirdi. Ne de bir daha zalim yöneticiler gelirdi.
Adalet olgusu temelden yükselmeldir. Yoksa tepeden inme bir adalet sistemi her daim başarısız olacaktır. Mekke ve Medine şehirlerinin arasındaki en büyük fark; biri küfrün kalesiydi biri de yumuşak huyluluğun…

Hicret gerçekleşmeden önce ahlak ve adalet anlayışı mevcut tüm sahabiler arasında belirginleşti. Artık onların yaşamlarında belirleyici rol oldu. Nitekim bunun en büyük müsebbibi ise Efendimiz sav’dir. Çünkü örnek insan olarak hareket edip yüreklere hükmediyordu. Ki herkesin de malumu olduğu üzere genç bir delikanlı iken dahi herkesin O’nun sav’in sözüne itibar ettiği biliniyor. İslam dini geldiği vakit de dahil insanların Efendimiz sav’e güvenleri ve itimadı tamdı. Müslüman olmama sebepleri de Ebu Cehil’in bir sözü ile bilinir: Senin Peygamber olduğunu biliyorum. Yalan söylemezsin. Fakat benim gibi yüce ve zengin biri dururken nasıl olur da sen Peygamber olursun? Tek sebep kibirdi inanmamalarına.

İşte günümü siyasetinde de toplumunda da insanların adaletsizlikle hükmetmemelerine en büyük sebep yine kibir gösterilebilir. Kendilerini büyük gören idareciler kimsenin sözüne itimat etmez. Sadece kendisi gibi düşünenleri etrafında toplar ve istediği şekilde hükmedip Allah’ın emirlerinden uzak durur. Bu da adaletsizce hükmetmesine ve zaman içinde bozulacak bir toplum akabinde yok olan bir ahlak ve yıkılmaya yüz tutmuş bir devlet bırakır ardında.
Adalet kavramı en başta ailede baş göstermelidir. Bir kardeş diğer bir kardeşten daha fazla değer ilgi görüyorsa özel bir sebep olmaksızın adaletsizlik temelli sorunun başlangıcı ailedir demektir. Çocuklar ailelerinden gördükleri ile hareket ederler. Bizler de bu sebeple ilk öğrenim/tahsil yeri olan evimizi adaletli bir şekilde idare edip çocuklarımıza adalet duygusunu aşılamalıyız.

Bizlerin kimsenin kimseden üstünlüğü olmadığı gibi farkı da yoktur. Hepimiz bir gün gelince mizan/hesap gününde aynı sorularla karşılaşıp aynı muameleyi göreceğiz. Sen şu ırktansın, sen şu cemaattensin, sen şu partidensin veya sen şu ülkedensin denilmeyecek. Kimin ameli neyse onun kadar karşılık verilecektir. Eğer insanoğlu bunu hakkıyla anlamış olsaydı ne adaletsizlik ne de zulüm olurdu. Fakat insanoğlu unutan bir canlıdır o sebeple her daim olayların, adaletsiz idarecilerin başa geçeceği ve yalancı adil olmayan şahitlerin türeyeceği bir toplum haline geleceğiz.

Tek çare: Allah’ın ipine sımsıkı sarılıp emrettiklerini yapıp yasakladıklarından yüz çevirmektir. Efendimiz sav her mecrada tek rehberimiz örneğimiz olmalıdır.

Muhittin Uymaz

Yazı altı reklam

CEVAP VER