Adalet , Hukuk, Siyaset ve İdare

0
688

Allah (C.C) Kur’ân-ı Azîmuşşân’da Nahl Suresi 90. Âyet-i Kerimede

إِنَّ اللَّهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالْإِحْسَانِ وَإِيتَاءِ ذِي الْقُرْبَىٰ وَيَنْهَىٰ عَنِ الْفَحْشَاءِ وَالْمُنْكَرِ وَالْبَغْيِ ۚ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

“Şüphesiz Allah, Adâleti, ihsânı/iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar/nehyeder. O, düşünüp tutasınız/tezekkür edesiniz diye size öğüt veriyor.” Buyurmaktadır. العدل El-Adl, Esmâu’l-Husna’dandır. Cenab-ı Allah’ın Güzel İsimlerindendir.

Adl عدل Arapça’da, zulmün zıt manasında olarak, bir işte doğru olmak, bir şeyi denk kılmak, bir şeyi diğer bir şeyle beraber yapmak, düzeltmek, doğrultmak, terazi kefelerini denkleştirmek manalarına gelir. Hak’tan udûl etmek ise, yoldan sapma anlamını ifade eder.

Hukuk ise kelime itibarı ile, yine Cenâb-ı Hakk’ın (C.C) Esmâ-i Hüsnasından, الحقّ El-Hakk’tan gelir. Arapça’da, bir şeyi vâcip/gerekli ve sâbit kılmak, işin sâbit ve doğru olması, bir işin öyle olmasının, işlenmesinin gerekmesi manalarına gelir. Hukuk ise bunun çoğulu olup, istılahi manada kullanılmaktadır.
Bu temeli ile Adalet ve Hukuk insanoğlunun evâmir-i İlâhiye olarak vazgeçilmez âmir hükmüdür. Hakk’tan udûl etmek, sapmak zulüm ifade eder.

Bu mana üzere, Adalet ve buna dayalı hukuk, İlâhî nizamın esas ve temelini teşkil etmiştir. Hz. Peygamber (S.A.V) adaletin timsali olarak, bu nizam ve tatbikinin esaslarını filli ve kavli olarak vazetmiştir. Hulefâ-yı Raşidin devri, her ne kadar Hz. Osman’ın (r.a) şehadeti ile fitne dönemine kapı aralanmışsa da, ilk Dört Halifenin dönemi de aynı şekilde örneklik teşkil eder. O dönemlerdeki cereyan hadiseler müsbet ve ya menfi yönleri ile de aynı şekilde rehberlik eder. İstenmeyen hadiseler ibret alınacak hadiseler olarak tarihe geçmiştir. Ümmetin yeniden bir kısım fitnelere/tefrikaya düşmemesi için tarihi ders mahiyetinde telakki edilmeleri icab eder. Hulefâ-yı Râşidîn ve daha sonrasını birbirinden ayıran en önemli husus da Adaletin temsili ve icrası konusunda örnek teşkil etme dereceleridir.
Hz. Resul-i Ekrem’den (S.A.V) sonra, Hulefâ-yı Raşidîn devri 30 yıl sürer. Ardından, Ebu Davud ve Ahmed b. Hanbel’in rivâyet ettiği bir hadis-i şerif’te beyan olunduğu gibi ısırıcı melikler devri gelir. Özellikle Kerbelâ fâciasından itibaren Melikler ümera ve valilerin adaleti hiçe sayan zulümleri, katliamları, zulmü ile şöhret bulan Haccâc-ı Zâlim’in icraatları bilinmektedir. Bu yüzden o dönemde yaşayan ashabın ekserisi ve tabiînin büyükleri uzlete çekilmeyi tercih etmişlerdir. Buna rağmen Ehl-i Beyt mensuplarının yanısıra, Hârre Vak”ası şehitleri, Abdullah b. Ömer (r.a), Said b. Cübeyr gibi kimseler zalimlerin hışmından halas olamamışlardır.

Hasan-ı Basri, Abdullah b. Mübarek, İmam İbrahim En-Nehaî, İmam Muhammed Bâkır, İmam Cafer Es-Sâdık, Süleyman Ed-Darânî gibi tâbiîn ve teba-i tâbiînin bir takım ileri gelenleri hükümdar ve diğer idarecilerle ihtilattan uzak durmuş, ilim ve salih amel yolunu tercih edip, bu yönde talebe yetiştirmeye gayret etmişlerdir. Aynı şekilde İmam A’zam Ebu Hanife, İmam Malik’ten başlayarak mezhep imamları da idarecilerin adaletsizlik ve zulümlerine karşı çıkıp ekseriyetle güçleri yettiğince bu yönde çileye talip olmuşlardır.

Bunlar hem ilim hem de irfân/tasavvuf yolunun serçeşmeleri olmuşlardır. Tasavvufi ekollerin doğuşunda en önemli âmil, idarecilerin zulüm ve haksız icraatleri ile dünyanın dolup, taşması olmuştur. Ârifler ve mutasavvıflar amel-ibâdet ve irfan hayatına yönelerek zulüm ve haksızlıklarla dolmuş dünya gâilelerinden uzaklaşarak Allah’a (C.C) yönelmişlerdir. Zaman zaman, Ömer b. Abdilazîz’den başlayarak adaleti esas alan halifeler, melikler ve vezirler de zuhur etmiş ve bu yönleriyle temayüz edip şöhret bulmuşlardır. Süfyan Es-Sevrî Ömer b. Abdilazîz için 5. Raşid halife olarak anmıştır. Nureddin Mahmud Zengî, Selahaddîn-i Eyyûbî, Selçuklulardan Sultan Alparslan, Vezir Nizâmulmülk ve Sultan Sencer, Memlüklülerden Sultan Baybars, Sultan Berkok bu yönleri ile bilinenlerden başlıcalarıdır.

İdare ve siyasette tüm bu olumsuz ve trajik hadiselere suiistimallere karşın, İslâm, Kur’an ve Sünnetin belirlediği temel esaslar çerçevesinde adalet, ahlak ve hukuk prensiplerini sarih bir şekilde vazetmiş olduğu için, Fıkıh başta olmak üzere literatürümüz bu şekilde oluşmuştur.

Siyaset ve idare en zor ve çetrefilli sahalardan/mesleklerden biridir. Bir çok zorlukları olduğu gibi, en fazla hata da yapılabilen bir alandır. Tarihi tecrübeler vefasının olmadığını da gösteriyor. O yüzden, ulema ve mutasavvıflar genellikle bu alandan uzak durmuşlardır. İmam Gazzali “Eyyuhel veled” risalesinde bu alanın muhataralarına vurucu cümlelerle temas etmiştir. Eserde Sultanlar ve Meliklerle çok oturup kalkan alimler zemmedilmiştir. Bunun son asırdaki en önemli örneği olan Bediüzzaman Said-i Nursî “Siyasetten Allah”a (C.C) sığınırım” demiştir. Fakat aynı zamanda siyaset/idare toplum hayatının ve idari mekanizmanın vazgeçilmezi olma konumunu da her zaman sürdüre gelmiştir

Siyasette/idarede en fazla vazgeçilmemesi gereken husus başta adâlet, ahlak, ferâset, basîret, vefa ve sadakattir. Hukukun muhafazasıdır. Her ne surette olursa olsun bunlardan taviz verilmemesi, Hakk ve hukuktan udûl edilmemesi esas teşkil eder. Adaletin tesisi de bu zemin üzere vâkî olur. Bu yüzden İslam tarihinde, idarecilerin, hükümdarların, melik, vezir vs. devlet adamlarının İslam”ın, ahlak”ın, adâletin temel prensiplerinden sapma gösterdiği hususlarda sapmayı önleme, yol gösterici olmaya matuf siyasetname türü eserler vücuda getirilmiştir. İmam Gazzâli, Saâlibî, Nizâmulmülk, Ebu Necib Abdurrahman Eş-şeyzerî gibi önemli şahsiyetlerin bu konudaki eserleri başta gelmektedir. Osmanlı devrinde de, Dede Efendi”nin Siyasetnâmesi, Lütfî Paşa”nın Âsafnâmesi, Koçi Bey Risâleleri gibi eserler bu amaca matuf olarak yazılıp sunulmuşlardır.Bu eserler, hükümdar, Vezir ve diğer idarecilere adâlet başta olmak üzere bu temel prensipler çerçevesinde nasihat ve yol gösterici ahlâki/hukuki kâideleri, unsurları ihtiva etmiştir.

Yukarıda belirttiğim gibi siyaset ve buna dayalı iktidar zor ve çetrefilli bir yol olup, demirden leblebi gibidir. Ama aslolan ilkeleri, adaleti/hukuku/ehliyeti koruyarak bu zoru başarabilmek, üstesinden gelebilmektir.
Ayrıca, Melikler, Vezirler ve diğer idarecilerin adaleti gözetip, hakkı tutmalarına matuf, siyaset ahlâkı üzerine, yol gösterici bir hayli eserler kaleme alınmıştır. Ebu Mansur Es-Seâlibî En-Nisâburî”nin “Adâbu”l-Mulûk”u, Endülüslü Muhammed b. Turtuşî”nin “Sirâcu”l-Mulûk” adlı eseri, Ebu”l-Hasan El-Mâverdî”nin “El-Ahkâmu”s-Sultâniyye” si, İmam Gazzâli”nin “Nasîhatu”l-Mulûk” adlı eseri, Selçuklu Veziri Nizâmulmülk”ün Farsça Siyâsetnâmesi, bunların ilk önemli örnekleridir. Taberiye Kadısı Ebu Necîb Abdurrahman bin Nasr bin Abdillah Eş-şeyzerî”nin (Vefatı: 590/1193-94) Selahaddîn-i Eyyûbî”ye sunduğu “En-Nehcu”l-Meslûk Fi Siyâset”l-Mulûk” ve “Nihâyetu”r-Rutbe Fi Talebi”l-Hisbe” adlı eserleri ise konuya ilişkin zirve eserlerdir. Bir kısım melik, Vezir ve idarecilerin adalet ve isabetli siysetleri ve başarılarıyla ön plana çıkmalarında bu eserlerin önemli rolü söz konusudur. Bir kısım Memlük ve Osmanlı sultanlarının bu eserleri, özellikle Şeyzerî”nin eserlerini el kitabı olarak bulundurdukları bilinmektedir. 15. Yüzyılda Seyfeddin El-Ukaylî”nin Vüzerânın ahvâl ve âsârını zikrettiği “Asâru”l-Vüzerâ” adlı Farsça eseri, 16. Yüzyılda Osmanlılarda, Sadrazam İşkodralı Lütfî Paşa”nın devlet mekanizmasının işleyişi ile igili ünlü Asafnâmesi, 17. Yüzyılda Korça/Görice”li Mustafa Koçî Bey”in Sultan IV. Murad ve Sultan İbrahim”e sunduğu risâleler Osmanlı devrinde yazılmış önemli eserlerdir. Ayrıca, Kemaleddin İbrahim Dede Cöngi”nin (Vefatı: 975/1566) Arapça Siyâsetnâmesi siyaset ahlâkı/hukuku ile ilgili yazılmış mühim bir eserdir.

Müfid Yüksel

CEVAP VER