İnsanlığı Kurtarıcı Reçete: Öze(sünnete) Dönüş

0
389
reklamlar
Yazı arası Reklam

Hz. Muhammed (s.a.v) henüz vefat etmişti. Bir araya gelen sahabenin ileri gelenleri, Hz. Peygamberin ardından doğan yönetici boşluğunu nasıl dolduracaktı? Yeni lider, muhacirden mi? Ensar’dan mı olmalıydı? Yoksa Haşimioğullarından biri mi lider olmalıydı? Tüm bu sorular eşliğinde vahye müracaat edildiğinde, emanetin ehline verilmesi gerektiği aşikardı. Ama bu liyakatta ölçü ne olmalıydı?

Ve karar verildi. Halife Kureyş’ten yani muhacirlerden biri olmalıydı. Müslümanların ileri gelenlerinin kararı ile Hz. Ebu Bekir ilk halife olarak ilan edildi. Bu durum o an için doğan siyasi boşluğu ortadan kaldırmıştı.Ancak Hz. Ebu Bekir’in halife seçilmesi kimisinin hoşuna gitmemişti. Bu nedenle sahabeden bazıları Hz. Ebu Bekir’e biat etmedi. Devamında yaşanan iktidar mücadeleleri ise herkesin malumudur.

Yine malumunuzdur ki, Hz. Peygamber arkasında bir muris ya da bir halife bırakmamıştır. Ancak Hz. Peygamber vefat etmeden önce bu otorite boşluğunun nasıl doldurulması gerektiği konusunda ipucu vermiştir. “… Size bir |ya da iki| emanet bırakıyorum.” Sözünün ardından “Allah’ın kitabı” “Allah’ın kitabı ve sünnetim” “Allah’ın kitabı ve ehli beytim.” ve“Ehli beytim” bu dört varyant sahih hadis kaynaklarında yer almaktadır.

Bu rivayetler“Kur’aniyyun-Kur’ancılar” “Haşviyye |Emevici-Abbasici| ideolojik hadisçiler” ve “Safevi-Şiiler”tarafından meşruiyet aracı olarak kullanılmıştır. Ancak hadis ilmi ile ilgilenenler bilir ki, bu rivayetlerin hepsi kat’i değil “zanni”dir. Yani kişinin zihni ve dini perspektifine göre tercih edebileceği bir serbestlik bulunmaktadır.
Bu nedenle bu varyantların tek tek anlamaya çalışalım.
1. Allah’ın kitabı: Kur’an bu boşluğu dolduramazdı, çünkü Allah resulü vefat etmeden önce iki kapak arasında bir metin bırakmamıştı. Sahabe icma ve maslahat ilkelerini işleterek bir mushaflaştırma girişiminde bulunmuştur.
2. Allah’ın kitabı ve sünnetim: Bu ikili tasnif bizimde tercihimizdir. Ancak sıralama konusunda bir yer değişikliği daha uygun görünmektedir.
3. Allah’ın kitabı ve ehl-i beytim: Ehl-i beyt kavramsallıştırmasının yeri ve zamanı bilinmemekle birlikte, safevi-şii anlayışının tercihi bu yöndedir.
4. Ehl-i beytim: Bu gulâtışii eserlerinde geçen bir rivayettir. Nedeni açıktır.

Bizce, bu varyantların hiçbirinde tek başına zikredilmemiş olan “SÜNNET” bu boşluğu doldurmada birinci ilkedir. Ardından Kur’an gelir.
Anlamı ve yorumu denetleyici bir mekanizma olmaması ve herkes tarafından keyfi ve indi mülahazalarla yalnız ve korunaksız olan Kur’an’ın sahibi olan Allah (c.c.) âlemlerin rabbidir. Yeryüzünün otoritesi O’na aittir. Ama bu otoritenin yeryüzündeki karşılığı ete kemiğe bürünmüş şekli ise son peygamber olduğu da bir hakikattir. Bu durumda ise peygamber efendimizin fonksiyonelliğinin kavramsal karşılığı olarak karşımıza “Sünnet” çıkmaktadır.
Öyleyse, akla ve sağduyuya uygun, çağın reel dayatmasıyla çatışmayacak, kucaklayıcı ve himaye edici bir İslam dinini öğrenme ve hayata taşıma konusunda bir otorite boşluğu olduğu açıkça görülmektedir. Bu noktada, bir metne dönüşmüş olan vahyin ve ideolojik endişelerle derlenmiş hadislerin otoriter boşluğu doldurması imkânsız görünmektedir. O zaman, Usulu’d-din (Dini otorite hiyerarşisi-Dini Anlama ve Yorumlama Yöntemleri) ’in ikinci sırasında yer alan “Sünnet” delili ön plana çıkarılmalı, işlevsel ve evrensel bir tavrın geliştiği Hz. Peygamber’in yaşamı ve rol modelliği ön plana çıkarılmalıdır.

Bu yönüyle sünnet vahiyden daha işlevsel bir konumdadır. Bir dönemi ve bir toplumu daha ahlaklı kılmak için nazil olan Kur’an tüm işlevselliğini Hz. Peygamberden almıştır. Bu durumu Mûsa Cârullah Bigiyef (ö.1949), “Sünnet her zaman Kur’andan önce gelir.” diyerek ortaya koyar. O’na göre “Sünnet deliller hiyerarşisinde en başta olmalıdır.”
Ardından ise İcma (Konsey) delili işletilmeli, Hz. Peygamberin “sünnet” geleneğini (örnek ve öncü tavırları-kararları) doğal bir hayat içerisinde sorunlara ve konulara yön vermelidir. Âlim insan yaşadığı hayattan sıyrılmalı, zindanından çıkmalı ve ilk hamleyi Medine vasatına yapmalıdır. Bu vasatta Hz. Peygamberi görmeli O’nun çağına yaptığı şahitliği analiz ederek, bu şahitliğini tüm insanlığa taşımalıdır.

Yusuf ÇELEBİOĞLU

Yazı altı reklam

CEVAP VER