Güven: Bir Toplumu Ayakta Tutan Tek Dümendir

0
741
reklamlar
Yazı arası Reklam

Bir toplumun özgürlük seviyesini ölçmek istiyorsanız, o toplumda kendini emniyette/güvende bulma derecesine bakacaksınız.
Bir miktar değerli malınızı kapı önünde tutunuz. Acaba kaç saat orada kalabilir?
Ya da çocuğunuzu herhangi bir komşunuzda kaç gün yada kaç saat tutabilirsiniz.
Ya da bir arkadaşınıza önemli bir sırrınızı verdiniz. Hangi şartlara kadar o sırrınızı saklayabilir?
Ya da kıymetli eşyalarınız var, kime emanet bırakabilirsiniz?
Ya da açsınız, kaçıncı gün bir komşunuz sizin kapınızı çalar ve sizi doyurur.
Ya da utanılacak bir hata yaptınız? Bu hatanız kaç gün deşifre edilmeyecektir.
Ya da…

Bu sorular uzayabilir… Ancak bu sorulara “kem küm” cevaplar alırsınız. Çünkü tam güven; İslam ilkelerinin ve imanın yerleşik olduğu bir hayatta mümkündür. Ne kadar özgürlük naraları atsalar da batı hayranları gidip bakınız; kapılarda kaç anahtar, kaç şifre göreceksiniz. Paralar nasıl kasalarda, ne tedbirler altında saklandığını göreceksiniz. Sosyal güvenliği koruma adına ne kararlar çıkarıldığını göreceksiniz. Bireysel korunma adına ne tedbirler aldıklarını göreceksiniz…
Oysa ki imanın yaşandığı toplumlarda herkesin iş yeri açıktır. Hele cuma saatlerinde kimse tezgahında durmaz. Yine de kimse o satılanlara karışmaz.

Kadınlara değil tacizde bulunmak, bakışı bile haram sayar. Kimse kimsenin malına göz koymaz. Bilir ki haram lokmanın kimseye hayrı yoktur. Ürünler tarlada toplanır ve bırakılır. Bahçelere çit çekmeye gerek yoktur. Kimse kimsenin emeğini gasp etmez. Komşu, komşusu aç iken uyumaz. Onu sormak için randevu almaz. Onun sorunlarını kendi sorunu olarak kabul eder.

Özel hayata dokunulmaz. Bilir ki o alan, onun özelidir. Kişisel onuru zedeleyecek şeyler(gıybet, zan, yalan, iftira vs) yapmaz. Çünkü kul hakkından korkar. Kâr zarar merkezine maddeyi değil, maneviyatı koyar. Erdemlere önem verir. Kimsenin duygularıyla oynamaz. Cehaleti küçümser, ilim öğrenmeyi ibadet olarak kabul eder.
Dünya malını hedef olarak görmediği gibi, kendi nasibinde hikmeti görür, nefret ettiği kimseyi bile kötüleyemez… Bunları anlatmaya kalksak sayfalar yetmez.

Kısaca şunu anlıyoruz ki İslamın ilkeleri hayata getirildiği zaman ortam güvene kavuşur. İslam tam anlamıyla her insan ve her toplum için bir sığınak, bir kale oluverir…
O halde şimdi biz böyle bir ortamda mıyız? Hayır!!!
Sebep aşikârdır.

Yüce Allah bu dinin tüm şiarlarını emin sıfatı ile gösterirken maalesef biz güvene kavuşamadık. Çünkü biz güvenen ve güvenilen olmadığımız için!
Kendi nefsimizden gelen arzularla, kendimize göre oluşturduğumuz hayat felsefeleri ile, bilinç altımızda saklanan şartlanmışlık ve ezberlerle, hayallerimizde kendimizin seçtiği kahramanlarımızla ve kendi doğrularımızla oluşturduğumuz prensiplerle bir güven oluşturmaya çalıştık. Hepsi bir çocuğun hayal dünyasında oluşturduğu yalan veya toz pembe bir bulut gibi sanaldır.

Güven duygularla oluşan bir şey değildir.

İki kişi arasındaki bir duygu paylaşımından bahsetmiyorum. Hayatın her alanını kapsayan, insanı dört bir yandan kuşatan her boyuttan bahsediyorum.
Örnek; beni yöneten insanın ahiretimi de güven altına almasını istiyorum. Evlendiğim eşimin gelecek hayatıma katkıda bulunmasını istiyorum. Yaşarken her adımın yarın ki hayatıma bir tuğla olmasını istiyorum. Kazandığım her kuruşun helal olması gibi, harcadığım her kuruşun da helal alana gitmesini istiyorum. Her müslüman erkeğe ve kadına güvenmek istiyorum. Onlara kardeşim diyecek kadar yakın olmak istiyorum. Çocuğumu, malımı ve sırrımı onlara emanet olarak bırakmak istiyorum. Ölürken bu dünyaya çocuklarımı geride bırakırken endişe duymak istemiyorum. Üç beş yıl sonra ne olacak diye meçhule doğru yürümek istemiyorum. Harcadığım emeklerin ne çalınmasını, ne de boşa harcanmasını istemiyorum…

Sanırım tüm bunları düşündüğümüzde güvene ne kadar çok ihtiyacımızın olduğunu fark ediyoruz. Bunu İslam dışında hiç bir düşünce, akım, ideoloji veya adına dinler deyiniz fark etmez, hiç bir seçenek vaad edemez. Ama İslam sana hem dünyayı hemde ahireti garanti altına almayı vaad ediyor.
Tek gerçek olan ” inananlar için hüzün yoktur, korku yoktur” demektedir. O halde güvenlik çağrısı yapan âlemlere rahmet Resulullah Hz. Muhammed (saa)’in ve üzerine salavat getirilen Ehl-i Beyt(sa)’in davet sesini duyunuz!
Bir adı güvenlik evi, diğer adı özgürlük evi olan Kâbe’nin sesini duyunuz!
Her emri ile senin hayatının bir tarafını inşa eden, seni canınla, malınla, aklınla, dininle, neslinle teminat altına alan, dünya ve ahiret hayatını ihya etmeye çağıran Kur’an’ın sesini duyunuz?
Seni tekâmüle ulaşmaya davet eden, Rahman, Rahim, Kerim, Latif, Vedud, Vehhab, Rezzak, Gani, Rauf sıfatları ile yaratıcımız olan Rabb’imizin cennet nimetlerine ve esenlik yurduna davet eden sesini duyunuz?
Bu hak sesi duyduğunuz zaman güvene olan özleminiz ve hasretiniz son bulacaktır.
Artık çocuğunuz eve geç kaldığında korkmayacaksınız.
Eşinizin sizi aldatabileceğinden korkmayacaksınız.
Komşularınızın size tuzaklar kurabileceğinden korkmayacaksınız.
Mal varlığınızı saklamaya gerek duymayacak, malınızın çalınmasından, hebâ olmasından veya gasp edilmesinden korkmayacaksınız.

İnsanların sizin sorunlarınızı malzeme yapmasından korkmayacaksınız.
Esnafın sizi aldatabileceğinden korkmayacaksınız.
Yönetiminizin size yalan vaadlerde bulunacağından korkmayacaksınız…..
Tüm bunlar Rabb’inize rıza göstermekle, Peygamber(saa)’inize güvenmekle, İlahî kitabın Kur’an’a kuvvetlice sarılmakla mümkündür. İşte güven ortamı istiyorsak tek çıkış yolu budur.
Gerçek Mümin; güvenen ve güvenilendir.
Eğer bir toplumda güven yıkılıyorsa her alanda çözülme başlamıştır artık. Bu iki kardeş arasına, hatta karı koca arasına kadar bile iner. Bu yüzden bir toplumun tamiri de yine güven üzerinden başlamalıdır. Bu da “bana güvenin” demekle olmamaktadır.
Tek reçete hayatın her alanını inşa edecek olan Rabbimize teslimiyetle mümkündür. Yalnızca teslimiyetle…Bir ismi de “El-Mümin” olan Rabbimize!

Zeynep Işık

Yazı altı reklam

CEVAP VER