Başlarken Vaziyeti Tahlil

0
647
reklamlar
Yazı arası Reklam

Erdem, iyilik ve güzellik adına atılan her yeni bir atılım, girişilen her yeni bir teşebbüs, nasıl ki tüm ehl-i semavatı, nasıl ki tüm ehl-i fazilet ve takvayı sevindirir, memnun kılar, aynen öyle de sahip olacağı vâlâ muhteviyat, sergileyeceği numune duruş ve ifa edeceği müspet hareketle elinizdeki mecmuanın hem göktekileri hem de müfaddalve muttaki gönülleri sevindirip memnun edeceği şüphesizdir.

Nokta-yı hareket ve mihrakiyesi rıza-yı Barî olan, hayat yolunda yalpalanmakta olan insana yardımcı olmak ve şu hicrî XV. asrın zifiri karalığında önlerini görmelerini sağlamak,onlara itminanla sahiplenebilecekleri yapıcı ve ilerletici davranış modellerini tanıtmak- göstermek olan yeni ve genç bir mevkutenin basılı medya dünyasında arz-ı endam etmesi, hele Urfa gibi münbit ve bereketli bir zeminin de buna dayelik etmesi, her hassas ruhlu insanı sevindirdiği gibi bizi de heyecanlandırmakta, bizi de –şimdiden- muhtevasına teşne kılmaktadır.

Gariban dünyamızın asırlardır “Katil Hırsızlar” tarafından insafsız bir şekilde soyulup soğana çevrildiği, hunhar bir tarzda insanların boğazlandığı bir mezbahaneye dönüştürüldüğü, esaret altındaki coğrafyamızın üç çeyrek asırdır imansızlık ve menfi milliyet enfeksiyonuna maruz tutulup özünden uzaklaştırıldığı gözler önündedir.
Koca bir hilafet ülkesi istikbaldeki menfaatlerine göre şeytaniyetin mümessillerince dilim dilim doğranıp bir birinden kopuk parçalar haline getiriliyorken, aynı zamanda bu parçalardan hiç biri bir başına bırakılmıyor, başka parçalarla birleşemeyecek derecede onlardan uzaklaştırılıyor ve tüm parçalar bir daha bir araya gelemeyecek derecede birbirlerine düşman kılınıyorlardı.

Ana gövdeden koparılmış kimi parçalara köhne adetleri güzel gösterilip, topyekûn cahiliye çukuruna-bataklığına yuvarlatılıyor ve o yaşam formlarının meftunu yapılıyorlardı; merkez teşkil edebilecek kimi parçalara da yukarıdan aşağıya doğru imansızlık ve menfi milliyet şırınga edilerek teker teker içeriden çürütülüyorlardı.
Bu bağlamda Kelam-ı Kadim’in mütekellim-i ezelî ve ebedî olan Halık-ı Kâinat’tan gelen beşeriyeti tenvir ve teali edici maruf ve insanlığı gayyalara yuvarlanmaktan kurtarıcı nehiyler olmadığı, tamamen Hz. Muhammed’in (s) bulduğu, onun beşerî düşünceleri olduğu şeklinde tanıtılıyor, en etkili ve en yetkili ağızlarca Kuran’ın semavî ayetleri(haşa) onun yaveleri olduğu dile getiriliyordu(!). Evet, merkezlerdeki kuşaklar yıllar yılı bu yalan, materyalist ve hakikatten uzaklaştırıcı yönlendirmelerle büyütüldü, bu inanç ve bakış açılarıyla semavî hakikatlere ve semavî hakikatlerin prensiplerine baktırıldı.

İslam coğrafyalarında meydana getirilen bu menfi yapılanmaya, İslam toplumunda oluşturulmak istenen bu istikametten sapmalara karşı elbette ki İslam tahammül etmeyecek ve fiilî refleksler gösterecek ve oluşturulmak istenen bu sahte ve yıkıcı faaliyetlere karşı eylemsel duruşlar sergileyecekti; fakat zamanla görüldü ki karşı dünya, Amerika, Afrika ve Hindistan kıtalarındaki deneyimlerinden edindiği tecrübelerle, bunun hazırlığını yapmış, bu manadaki her hareketi istedikleri görüntüye ve kulvara sokmuş ve sonra da kendilerinin dünyaya egemen kıldıkları kurallar ve değerler sistemiyle mahkûm ettirerek bütün el ve ayakları felç etmişlerdi.

Yaşanan tecrübelerden görülmeli ve anlaşılmalı ki bu yol çıkmaz sokak, netice vermez teşebbüs ve karşı tarafın mahir olduğu bir metottur. Bu yüzden Nebiler Nebisi üzerinden gelen alî hakikatler ve özgür insanlığın eriştiği ve fakat bu yüce gerçeklerle mutabık olan bütün erdem değerleri ile bilimin tespit ve sunumları bilinmeli, sahiplenilmeli ve yaşamın mütemmim cüzleri haline getirilmelidir. Menfi amaçlı karalamalara karşın, vahyî hakikatlerden vazgeçilmemeli, bütün umdeleri akılla, ilimle, mantıkla anlaşılır hale getirilip, düşünen insanlara sunulmalıdır. Bu yol, uygar dünyanın da takip ettiği bir yoldur, aklın mantığın da kabul ettiği yoldur. Davranışlar, bu donanımlardan ilhamını almalı, yapıcı ve iyileştirici amaçlara dönük olmalıdır.

Evet, merkezdeki ilmî, ahlakî ve itikadî kuraklığın önü bu şekilde alınıp fıtrî yeşerme gerçekleştirilecek, bir baştan bir başa bütün bir coğrafyaya serpilen zehirler ve pisliklerden temizlenecek ve böylece etraf yine eskisi gibi zümrüt yeşiline kavuşacaktır. İçtimaî hayat,bu sayede bireylerin yaşamlarında filiz vermeye başlayacak olan adalet, eşitlik, nezaket, zarafet ve fazilet gülleriyle bir kere daha erdemin ve diğerkâmlığın hükümferman olduğu huzur iklimine ve esenlik kuşağına dönecektir.

Komünizm ve kapitalizmin dişlileri arasında sıkışmış olan insanlığa kurtuluş reçeteleri sunacak ekonomistlere, farklı alanlarıyla birlikte yaşamın bütün veçhelerini güzelleştirecek ve kolaylaştıracak olan mürebbi ve pedagoglara, emek hırsızlığına yol vermeyecek derecede tokgözlü ve fakat maharetli siyasetçilere, Kelam sıfatının yansıması olan vahy-i semavînin mesajlarıyla İlim, Kudret ve Tekvin sıfatlarının yansıması olan şu kitab-ı kebir-i kâinatı nesc etmiş veya ona derç edilmiş olan mesajların mutabıklığını anlatacak derinlikli öğretmenlere muhtaç olunduğu bu dönemde, varlığa mana-i ismiyle değil mana-yı harfiyle bakabilecek, yukarıda donanımları tanıtılan zamanın harikalarıne kadar çabuk yetiştirilirse, bu zirve öğreticilerin aydınlatıcı tayflarla öğrenicilerin kalp ve kafalarını aydınlatacağı mekânlar ne kadar erken kurulur, ne kadar erken devreye sokulursa, o kadar çabuk ve kalıcı bir şekilde beşeriyetin imdadına koşulabilir, kurtuluş reçetesi sunma iddiasında bulunulabilir, insanlığın pusulasını bozan şu son fırtınalı zamanda insanlığın sığınabileceği güvenilir bir sahil-i selamet, itimada şayan kurtarıcı bir sefine-i Nuh olunduğu ileri sürülebilir.

Evet, bu yeniden tekevvünlerin, bu yeniden hayat bulmanın hakkıyla gerçekleşmesi yolunda, dünyanın sahip olduğu en iyi bilgilendirme materyallerinden ve en ileri iletişim kanallarından sonuna kadar istifade olunacak, itikadî sapkınlığa, fikrî çarpıklığa ve zihnî bulanıklığa yol açmayacak bir içerikte, keyfiyette ve zenginlikte bir bilgilendirmeye gidilerek, âlem-i mülkün simasında kendini okutan alî hakikatler, yüceliklerine yakışır formlarda ve sunumlarda taliplilerine intikal ettirilmeye çalışılacaktır.

Böylece yıllardır taaffün etmiş, mikroplu sular verilmek suretiyle tabiatı bozulmuş olan içtimaî zemin, tedricen dahi olsa artık tasafi olacak, verilecek olan diriltici ab-ı hayatlarla yeniden yeşerecek ve elmas misal fadıl, adil, fedakâr, diğerkâm, güvenilir, dürüst gibi erdem meyvelerini vermeye başlayacaktır. Evet, işte o zaman içeriden dışarıya elimizi uzatabilecek, bu Yemen’dir, bu Suriye’dir, bu Irak’tır demeden bütün mazlum ve mağdurların imdadına hakkıyla yetişebilecek ve pusulasını kaybetmiş olan şu coğrafyamızı ve gezegenimizi yeniden aslî yörüngesine, hakiki mahrekine oturtabileceğiz.

Evet, elinizdeki mütevazı mevkutenin, memleketine yakışır bir tarzda Hz. İbrahim’in hilleti ve metodunu model alarak, imkânları ölçüsünde yukarıda tarif edilen vaziyetler ve tadat edilen kavramlar üzerinde durması, gerçekleştireceği neşriyatla çözüm önerilerine katkıda bulunması temenni edilmekte; derginin, neşredeceği çalışmalarla geçmişte nerede, nasıl ve hangi hataların yapıldığını tespit ederek, daha iyi, daha müspet ve daha verimli bir çalışmanın nasıl yapılabileceği konusunda verimli bir beyin jimnastiği yapacağı, bu bağlamda insanımıza taze bir soluklanma imkânı sunacağı ümit edilmektedir.

Mehmet Baran

Yazı altı reklam

CEVAP VER