Siyasi Teamüllerle Çareler

0
396
reklamlar
Yazı arası Reklam

Siyaset; insanoğlunun hayatında hemen her safhada var olmakla birlikte insanları kendisine çeken bir alandır. Siyaset kelime anlamı itibari ile yetiştirmek terbiye etmek düzeltmek anlamlarına gelmektedir. Siyaset kelime olarak her ne kadar bir kaç yüz yıl geçmişe sahip olsa da insanlığın yaratılışından bu yana fiili olarak vardır. Çünkü insanlar belli bir yönetim ile yönetilmeye başlandığı anda siyaset ortaya çıkmıştır. Orta Doğu coğrafyasında siyaset neredeyse tamamen yanlış anlaşılmakta ve uygulanmaktadır. Buna sebep olan şey ise Orta Doğu halklarının yeteri seviyede ilmi ve akademik çalışmalar yapmamaları da gösterilebilir. Zikredilen coğrafyada siyaset baskı altına alma ve güç ile muktedir olma anlayışı içerisine girmiştir. Ki bu sebeple dünya muvazenesinde her hangi bir alanda söz sahibi değiller. Söz sahibi oldukları tek alan petroldür. Bunu da tam olarak ellerinde bulunduramadıkları için hep baskı ve güdülme siyaseti ile yaşadılar. Bu sadece Orta Doğu Arap coğrafyası için geçerli değildir aslında. Orta Doğu özelde olmakla beraber Asya ve Afrika kıtalarında da neredeyse tamamen bu sistem ile hayat devam etmektedir.

Bu tip bir yönetim sistemi beraberinde siyasi kargaşa ve iç karışıklık ile aynı zamanda savaşı da getirir. Bunların sonucunda dünyada siyasi ve ekonomik yönden güçlü olan aynı zamanda işgal kültürünü adalet anlayışı olarak benimseyen devletlerin müdahalesine açık hale gelmiş oluyor.

Bilindiği üzere hiç bir işgal haklı değildir. İşgal tecavüz ve gasptır. O da suçtur. Fakat bazı devletler dünya politikasına yön veren sözde süper güçler olmaları hasebiyle her istediklerini yapmadan önce kendilerini haklı çıkaracak sebepler ortaya koyarlar. Bunlara örnek verecek olursak; Afganistan, Irak ve Suriye’de gördüğümüz olaylar yeterlidir. Bunların yanında Afrika kıtasında yüz yıla yakındır yapılan soykırım ve katliamlar da eklenebilir. Adalet ve savaşı bitirme bahanesi ile Orta Doğu devletlerine müdahale eden işgalci güçler aynı zamanda Afrika ve Avrupa’nın göbeğinde katliam yaptılar. Bu katliamlarına da kılıf uydurup savaşları durdurmak ve refah seviyesini yükseltmek dediler.
Ve koskoca İslam Coğrafyası ile Arap devletleri sadece seyirci olarak kaldılar. Bazen de en acısı oluyor bunlar da yapılan zulümlere ortak olup kardeş kanı döküyorlar.

İşte tüm bu saydıklarımıza sebep olan da bahsedilen coğrafyada inançlar ve kültürler üzerinde her hangi bir bağlılık ve birliktelik olmamasındandır. Var olan birlikler de sözde kalıp fiiliyatta hiç bir görev yapmamaktadırlar.

Tarihe bakılırsa eğer dört halife dönemi, Eyyûbîler ve Osmanlı yönetimi altında Halife ile yönetilince hiç bir büyük sorunla karşılaşılmamış. Aksine Orta Doğu coğrafyası ilim ve kültür merkezi haline gelmişti. Ne zaman ki Fransız ihtilali ve sanayi devrimi başladı o zaman savaşlar ve işgaller de başladı. Bu savaşların sebebi de çoğu zaman yeni toprak elde etmek isteyen sömürge devletleri tarafından yapılıyordu. Bazen de bu işgallerin sebebi ham madde bulmak içindi. Ve bu savaşları en çok körükleyen de bilindiği gibi ulus/ırk devlet fikrinin zamanın Fransa devletinde ortaya atılmasıyla başladı. Bu fikirden en çok zarar gören Osmanlı İmparatorluğu oldu. Çünkü farklı ulus ve milletleri içinde barındıran büyük bir devletti. 16. YY’dan sonra ilim ve siyasi yönden zayıflayan Osmanlı zaman içerisinde devletin yönetim şekillerinde ıslahatlara gitmiş ancak parçalanmayı durduramamış sonuç olarak bölünmüş ve yıkılmıştır. 19. Yy devletleri arasında İngilizler Fransızlar Rusya ve ABD süper güç konumuna geçti. 20.yy savaşlarında da dünyanın fiili olarak tek süper güç devleti Amerika oldu. Osmanlı ve ABD arasında tarihi notlar incelendiği zaman belki de kimsenin değinmediği bir not çıkıyor ortaya. Osmanlı zayıflama dönemine girince Abd kurulan bir devlet Osmanlı yıkılma sürecine girince Abd büyüyen bir devlet ve en son olarak Osmanlı yıkılınca da Abd dünyanın süper güç konumuna geçen devleti oldu.

Tüm bu soruna anlattıktan sonra kısaca sorunun nereden kaynaklandığına da değinip çözüm temelli bir kaç fikir beyan etmek isteriz. Tüm bu yıkım ve savaşlar ırkçılık politikalarla başladı ve hala da onunla devam etmekte. Halbuki İslam ırkçılığı yasaklar ve kimsenin kimseden üstünlüğü olmadığını belirtip; üstünlüğün ise sadece takvada olduğunu beyan eder.

Birlik ve beraberlikle kardeş kanı dökülmesi engellenir. İnsanların aç ve açıkta kalması engellenir. Hak ve hakikat olan birlik ve bir olma ruhu ise İslamı hakkıyla yaşamak ve Rabbin emir ve isteklerini yerine getirmekle olur. İslam kimsenin tekelinde olmadığı gibi kimsenin sırtını döneceği bir din de değildir. İslam toplumu olarak vahdet ve tevhid ile yükselişe geçip ümmet ruhunu yakalamak gerekiyor. Böyle bir ruh yakalanmadığı müddet ne biz cennete gidebiliriz ne de kan ağlayan İslam coğrafyası refaha kavuşabilir. Bununla beraber ümmet ruhu olmadığı vakit dünyada zorba ve işgalci güçler her şeyi ele geçirip dünyadaki zayıfları ezmeye kalkarlar ki zaten eziyorlar.

İslamın ve ümmet ruhunun gerçek bir şekilde yaşanmadığı bir dünya işkence ve zulüm diyarı olmaktan başka bir şey değildir.

Ümmet ruhunu yakalamak için de yapmamız gereken tek şey var. Efendimiz sav de Veda Hutbesinde buyurduğu gibi; kuran ve sünnet. Ne buyurmuştu Efendimiz sav? Size iki şey bırakıyorum onlara sarıldığınız müddetçe asla sapkınlığa/tefrikaya düşmezsiniz. İşte şimdi ki durumun ve bölünmüşlüğün reçetesi 1400 yıl evvel İslam dinini tamamlamak üzere aramızdan bizim için elçi ve Peygamber olarak seçilen Fahri kâinat Hazreti Muhammed sav tarafından verilmiştir. Bizler uyup amel ettiğimiz müddetçe tek ruh olarak dünyaya barış huzur kardeşlik getirebiliriz. Aksi taktirde hem bu dünyada hem de ahirette zelil ve perişan oluruz.

Muhittin Uymaz

Yazı altı reklam

CEVAP VER