Hayber Hayber Ya Yahud

0
590
reklamlar
Yazı arası Reklam

Hicretin 7. senesi. Müşrikler Medine’de Müslümanlara saldırı planı yapıyorlar…

Şehri korumak için ashabtan Selman-ı Farisi bir çözüm önermişti. Kendi ülkesi olan İran’da savunma savaşı yapıldığında bu taktik uygulanırdı. Şehrin etrafına hendekler açıldı ve işte müşrikler ve işte Hendek Savaşı. Allah Rasulü şehrin güvenliğini sağlayabilmek için Medine’deki tüm gayri Müslimlerle, düşmanla ortak olup şehri tehlikeye atmamaları hususunda anlaştı. Özellikle de Yahudilerle. Fakat anlaşmaya ihanet ederek Hendek Savaşı sırasında müşrikleri Müslümanlara karşı kışkırtan ve onlara yardım eden Beni Kaynuka ve Beni Kurayza Yahudileri, Allah’ın yardımıyla Müslümanların zafer elde etmesinin ardından Medine’den çıkarıldı. Ahitlerinin bozup barışı tehlikeye atmaları ve haddi aşmaları sebebiyle kovulan Yahudilerin büyük bir kısmı Hayber’e göç etti. Hayber, Medine’nin Kuzey Batısında kalan sağlam kalelere ve bereketli topraklara sahip bir şehirdi. Hayber, aynı zamanda fitnenin de kalesi olmuştu. Buradaki Yahudiler Gatafanlıları ve civardaki Yahudileri Medine’nin üzerine yürümeleri konusunda kışkırtıyorlardı. Allah Rasulu bu olanları uzaktan takip ediyordu. Rasulullah’ın konuyu araştırmak için gönderdiği elçiler de gelen haberleri doğrulayınca artık sefer kaçınılmaz olmuştu. Diğer bazı gazvelerinde olduğu gibi Rasulullah, düşmana saldırı fırsatı vermemek için önceden harekete geçti. Hudeybiye Antlaşması sayesinde Mekke tehlikesi ortadan kalktığı için rahat rahat hareket eden Hz. Peygamber gerekli hazırlıkları başlattı.

Allah-u Teala, Hudeybiye’de Rıdvan biatına katılanları yakın bir fetihle ve çok sayıda ganimetle müjdelemişti. O şöyle buyurmuştu: “ And olsun ki o ağacın altında sana biat ederlerken Allah, müminlerden razı olmuştur. Kalplerinde olanı bilmiş, onlara güven indirmiş ve onları çok yakın bir fetihle mükâfatlandırmıştır. Allah onları elde edecekleri birçok ganimetle mükâfatlandırdı. Allah azizdir, hikmet sahibidir.” Bu fetihlerin ve ganimetlerin ilki Hayber idi.

Medine- Suriye yolu üzerinde Medine’ye 150 kilometre uzaklıkta bulunan Hayber, sadece Yahudilerin yaşadığı önemli bir şehirdi. Üç ayrı bölgede sekiz hisardan oluşuyordu. Hayber’de güçlü kaleler ve Yahudilere ait üs bulunuyordu.

Efendimiz, savaş hazırlıklarına başlamaları için ashabına haber vermişti, bu savaşta kazanılan ganimetin sadece Hudeybiye’ye katılanlar arasında dağıtılacağını bildirmiş ve cihad sevabı kazanmak isteyen herkesin katılmasını söylemişti. İslam ordusu 200’ü atlı 160 bin kişiyle Hayber üzerine yürüdü. Yaralıların tedavisi, yemek ihtiyacının giderilmesi gibi görevlerle de 20 kadın sahabe sefere iştirak etti. Rasulullah âdeti olduğu üzere gece saldırmadı ve sabah olmasını bekledi. Sabah İslam ordusunu karşısında gören Yahudiler koşarak kalelerine kaçtılar. Yahudiler mizaçlarına uyduğu şekilde davranıyorlardı. Önce kalleşlik edip ahitlerini bozuyorlar, sonra da korkaklık edip kaçıyorlardı. Onlar Üstad Necip Fazıl’ın dediği gibi yumurta pişirmek için dünyayı ateşe veren kavimdi ve onlar kendi peygamberlerinin katili olan kavimdi.

Sancağın Devredilmesi

Kaleler tek tek fethediliyordu. İlk ele geçirilen kale Naim Kalesiydi ve o kaleyi de Hz. Ali fethetmişti. İslam Ordusu kalelerin ele geçirilmesinde biraz zorlanıyordu. Rasulullah “yarın sancağı öyle birine vereceğim ki, Allah onu, o da Allah’ı sever. Allah onun eliyle fethi müyesser kılacak” buyurdu. Ashab büyük bir heyecanla sabahı bekledi. Sabah Rasulullah “Ali nerede? Onu göremiyorum” dedi. Artık her şey belli olmuştu. Övgüye mazhar olan Hz. Ali idi. Daha sonraları Hz. Ömer bu olayı hatırladığında “hiçbir vakit fethin benim elimden olmasını, Hayber’deki kadar istememiştim” diyecek. Ne var ki Hz. Ali’nin gözleri ağrıyordu. Rasulullah onu yanına çağırdı ve gözlerini mesh etti. Hz. Ali o günden sonra ömrü boyunca göz ağrısı çekmedi. Neticede sancağı devralan Allah’ın aslanı, Hz. Muhammed’in de tavsiyesiyle önce Yahudilere Müslüman olmalarını teklif etti. Onlar bunu kabul etmeyince de onlarla savaştı ve fetih onun eliyle gerçekleşti.

Yahudilerle Anlaşma

Günlerce süren savaşlar ve kuşatmalardan sonra tüm kaleler tek tek fethedildi. Neticede Yahudiler barış istediler. Görüşmeler sonucunda Yahudiler, kanları dökülmemek, çoluk çocukları ile beraber gitmek, yanlarında bir hayvan yükünden fazla götürmemek ve taşınabilir bütün malları ile yay, zırh, miğfer gibi araç gereçleri ve bütün elbiseleri bırakmak ve verilmesi gereken herhangi bir şeyi gizlememek aksi takdirde Allah Rasulünün eman sözünün dışında kalmak” şartıyla kabul ettiler. Daha sonra ise toprakları işletmek ve gerek gördüğünde İslam Devletinin onları oradan çıkarmak hakkı saklı olmak koşuluyla topraklarında kalıp, ürünlerin yarısını Müslümanlara vermeyi kabul ettiler.

En-Nihaye…

Yüzyıllar boyunca Ali Cengiz oyunlarına bitip tükenmeden devam eden Yahudiler, o ara Allah Resulünü zehirlemek istediler. Allah’ın yardımıyla bu tuzaktan kurtulan Rasulüllah kendini öldürmek isteyen kadını affetse de zehirlenip ölen başka bir sahabe için kısas uygulanarak öldürüldü. Bu ve buna benzer hadiseler Kur’an’da defalarca karakteristik özellikleri anlatılan İsrailoğullarına karşı İslam milleti olarak uyanık olmamız gerektiğini hatırlatıyor. Ve bugün Yahudiler Filistin’de, El- Aksa Mescidinde ve daha birçok bölgede Müslümanlara zulmetmeye devam ediyorlar. Ne demişler zulm ile abad olanın sonu berbat olur… Ve bir kez daha söyleyelim…

Hayber! Hayber! Ya Yahud…

Hayber’i unutma ey Yahudi!!!

1) İlk Dönem İslam Tarihi, Anadolu Üniversitesi yay, Eskişehir, Ocak 2016, syf. 112
Fetih, 18
2) En-Nedvi, Hasan, ed. Salihoğlu, Necmettin, Asr-ı Saadet Dersleri, Ravza Yay, İstanbul, 2011, syf. 275
3) İlk Dönem İslam Tarihi, Anadolu Üniversitesi yay, Eskişehir, Ocak 2016, syf. 113
4) En-Nedvi, Hasan, ed. Salihoğlu, Necmettin, Asr-ı Saadet Dersleri, Ravza Yay, İstanbul, 2011, syf.276
5) Suruç, Salih, Peygamberimizin Hayatı, Nesil Yay, İstanbul, 2012, cilt.2, syf. 382
6) Haylamaz, Reşit, Efendimiz, Işık Yay, İstanbul, 2010, cilt.2, syf. 432
7) En-Nedvi, Hasan, ed. Salihoğlu, Necmettin, Asr-ı Saadet Dersleri, Ravza Yay, İstanbul, 2011, syf.277

Handan Yıldız Bayrak

Yazı altı reklam

CEVAP VER