Fetihlerin Dünü ve Bugünü

0
749
reklamlar
Yazı arası Reklam

Fetih; bir ülkeyi ya da bir kenti savaşarak ele geçirmek almak anlamına gelir. Kuran’ı Kerim’deki anlamı kapalılığı giderme, ihtiyaç halletme anlamına gelir. İslam ümmeti; bütün insanlara İslam davetini, tebliğ etmek ile mükellef bulunduğuna göre, Müslümanların bütün dünya ile ilişkisi olması gerekmekte idi. Bunun için İslam devleti ve Müslümanlar ülkeleri fethetmek mecburiyetinde idiler.Fetihler İslamın yayılması amacı ile başlamış…
İslam tarihinin ilk fethi Mekke’ye olmuştur.

Mekke’nin fethi hicretin sekizinci senesi Ramazan ayı Cuma günü Miladi Ocak 630 da gerçekleşmiştir. Mekke; yeryüzünün İlk mabedi olan kabenin de İçinde bulunduğu mübarek şehirdir. Tevhidin sembolü ilk Peygamber ve ilk insan Hz Adem as bu mübarek yapıyı tevhit gayesiyle inşa etmiştir. Ama zamanla yapısı kaybolan fakat temeli sabit kalan bu yapı sonradan Hazreti İbrahim ve oğlu İsmail tarafından yeniden inşa edilmiştir. Tevhid inancı ile yapılan bu yapı İslamiyetin ilk yıllarında da tevhit inancından çok uzak yaşayan Kureyş müşriklerinin elinde; gayesinin dışında putlarla doldurulmuştu. Müslümanlar bu durumdan pek hoşnut değillerdi ve bir an evvel müşriklerin elinden alınması gerektiğini düşünüyorlardı. Fakat güç olarak zayıf oldukları için bir şey yapamadılar ve uygun zamanın gelmesini beklediler. Mekke’nin Feth edilmesi için Müslümanların çoğalması ve kuvvet kazanması gerekiyordu. Aksi halde yapılan çabalar sonuçsuz kalabilirdi. Bunun için peygamber efendimiz uygun zaman ve zemin için Cenabı Allah tan sebepler ihsan etmesini bekledi.

Hicretin sekizinci yılında İslam hızla yayılmaya başladı. Hayber alınmış büyük bir zafer kazanılmış ve Hudeybiye Antlaşması yapılmıştı. Müslümanlar bunlarla beraber güç kazanmış ve kuvvetli bir hale gelmişti. Artık zafer çok yakın görünüyordu. Ancak Müslümanları engelleyen bir durum vardı. Müşriklerle yapılan antlaşma gereği (Hudeybiye Antlaşması ) Müslümanlar ve Müşrikler on yıl savaş yapmayacaktı. Sevgili Peygamber’imiz Hz. Muhammed (sav) antlaşmayı bozmayı hiç düşünmedi. Hudeybiye antlaşmasının şartları şunlardı.
Müslümanlarla karşı taraf arasında 10 yıl savaş olmayacak, iki tarafın hiçbiri diğerinin malına ve canına dokunmayacak.
Müslümanlar bu yıl Kâbe’yi ziyaret etmeksizin geri dönecekler. Gelecek yıl üç günden fazla olmamak üzere Mekke’ye gelip Kâbe’yi ziyaret edecekler. Bu üç gün süresince Mekkeliler şehir dışına çıkacaklar.
Müslümanlardan Kureyş’e sığınacak olursa geri döndürülmeyecek, fakat onlardan Müslümanlara sığınanlar geri döndürülecek.
Müslümanlardan hac, umre ve ticaret için Mekke’ye gideceklerin canları ve malları güven altında olacak. Kureyş tarafında Mısır’a ve Şam’a gidenlerle ticarette bulunmak üzere Medine’ye gelenlerin de canları ve malları güven altında bulunacak.
Kureyş’ten başka diğer kabileler isterlerse Müslümanların, isterlerse Kureyş’in koruması altına girebilecek.

Müşriklerin antlaşma şartlarını ihlal etmesi ( Müslümanlardan olan Huzza kabilesine saldırı düzenlediler) Müslümanların işine yaradı. Peygamber efendimiz müşriklere haber göndererek kan bedelinin ödenmesi veyahutta kabileyle ittifakın sonra erdirilmesi aksi taktirde Hudeybiye antlaşmasının sonra ereceğini ve savaş ilan edeceklerini söyledi.Müşrikler bu teklifi geri çevirdi ve fetih için hazırlıklar 31 Aralık 630 günü başladı.Sevgili Peygamberimiz Hz Muhammed sav orduya hareket emri verdikten sonra fetih Suresi okundu ve Mekke’ye girildi.Hiçbir direnişle karşılaşmadan düşman püskürtüldü ve Mekke’ye girildi. Mekke fethedildikten sonra Peygamber’imiz Hz Muhammed Mustafa (sav) genel af ilan etti kimseye zarar verilmeyeceğini söyledi. Sonra içinde putları barındıran Kabe’ye girilip Kabe putlardan temizlendi. Daha sonra Kabe tavaf edildi. Fetihten sonra Peygamber’imiz ilk hutbeyi okudu. İslamın ilk Fethi böylece gerçekleşmiş oldu .

İslam fetihleri Peygamber’imizin vefatından sonra da artarak devam etti. Hz Ebubekir döneminde Arap yarımadasının dışında fetihler başladı. Hz Ömer döneminde Suriye, Filistin, Irak ve İran fethedildi. Hz Osman döneminde İran’ın Fethi tamamlandı Trablusgarp ve Tunus fethedildi. Kafkaslar’a kadar ilerlendi fakat Ordu Hazar’lar tarafından durduruldu. İlk Müslüman donanmanın kurulmasıyla Rodos ve Kıbrıs fethedildi. Hz Osman’nın Halifeliğinin son döneminde Müslümanların kendi aralarındaki karışıklıktan dolayı fetihler durdu. Hz Ali döneminde ise tamamen durmuş ve Müslümanlar arasında ayrılıklar baş göstermişti ..

Muaviye zamanına kadar fetihler durmuş fakat Muaviye’nin Müslümanlar arasında ki istikrarı sağlamasıyla fetihlere yeniden start verilmişti. Fetihler,üç bölgede yoğunlaştı. Suriye, Irak, Mısır ve daha sonra Anadolu’ya fetihler düzenlendi. Gaye İstanbul’u almaktı. Bu tarihlerde İzmir ve Rodos adası alındı. Muaviye’nin halifeliği döneminde Basra’ya bağlı olan Horasan ve Sicistan ve Kabil ele geçirildi. Daha sonraki dönemlerde Abdulmelik Mervan ve oğlu Velid bir çok yeri İslam topraklarına kattı. İslam coğrafyası Velid Zamanında en geniş sınırlara ulaşmıştı. Kuzey Afrika ve İspanya’yla kadar gidildi. Sonrasında Tarık bin Ziyad 711 yılında İspanya’ya fetih düzenleyerek kendi adını taşıyan Cebelitarık boğazını aşarak İspanya’ya geçti. İspanya’da yapılan büyük fetihler sonrasında İslam dünyası sınırları Türkistan’dan Fransa içlerine,Anadolu ve Hindistan’a kadar genişledi.Yine bu dönemde İstanbul’a fetihler düzenlendi fakat başarılı olunamadı.

İstanbul’a düzenlenen fetihlerin önemli sebeplerinden biri Peygamber’imizin Hadisi Şerifidir.Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur.” Konstantiniye bir gün Fetholunacaktır. Onu fetheden asker ne güzel asker, onu fetheden komutan ne güzel komutandır.” Bu Hadisi Şerif 857 yıllık bekleyişin sonunda 29 Mayıs 1453 tarihinde kutlu fetih gerçekleşecektir. Osmanlı padişahı 2. Mehmet önderliğinde gerçekleştirilen bu fetih , tarihten ki en önemli devletlerden biri olan Doğu imparatorluğunu(Bizans) sona erdirmiş ve İstanbul’u Osmanlı topraklarına katmayı başarmıştır. Bu fetih sonrası 2. Mehmet , Fatih Sultan Mehmet unvanını almıştır. İstanbul’un Fethi sonrasında Osmanlı Devleti ve İslam büyük güç kazanmıştır.

İslamın fetihlere girişme sebebi tebliğ içindi, tarih boyunca tebliğ faaliyetlerinde en tesirli ve bereketli usul ise, nezaket, zarafet faziletlerin fiilen yaşanarak hal ile sergilenmesiyle olmuştur.Mesela; Endonezya’nın Müslüman olması, kumaş ticareti ile uğraşan kanaatkar bir tacirin
“ Varsın Kazancı’m az olsun, lakin temiz ve helal olsun” demesi ve dürüstlüğüyle bir ülkenin Müslüman olmasına vesile olmuştur.İslam ve Müslüman nedir. Nasıl davranmayı gerektirmektedir. Biz gerçekte bunu yapabiliyor muyuz.? Bu soruları kendimize sormamız gerekmez mi? Gerçek bir Müslüman, şahsiyetiyle İslamın güler yüzünü ve manevi dokusunu fiilen sergilemek zorundadır. Kal ehlinden değil hal ehlinden olmaya gayret göstermek,yaşayarak örnek olmak daha etkili olacaktır. Madem ki İslam tebliğ etme, yani İslamı yayma, insanları bu davete çağırma, onları hidayete erdirme ve onları ıslah etme amaçlıdır.Müslüman da bununla yükümlüdür.İslam gittiği yerlerde her zaman kalıcı köklü değişiklere sebep olmuş, Yapılan fetihlerle toplumları etkilemiş derin farklılaşmalara götürmüştür. Peygamber Efendimizin fetih politikasının da göz önüne alındığında ortaya çıkardığı farklılıklar olumlu yönde olmuştur. İslam girdiği her coğrafya da ilk önce toprakları sonra gönülleri fethetmiştir.

Günümüzde fetih;egemen devletlerin istedikleri zaman savaş açmaları ve askeri zafer yoluyla toprak ve başka kazançlar elde etmelerini meşru kabul etmemektedir. Fetih anlayışı 20. Yüzyılda saldırı savaşını uluslararası hukuka aykırı gören ilkenin yerleşmesiyle büyük ölçüde sarsılmıştır. İslamın fetihlerde ki gayesi, İslamı yaymak olduğuna ve günümüzde bunu uygulamanın uluslarası hukuka aykırı bulunması ile son bulmuş gibi gözükmektedir .Bunun temel sebepleri laiklik ve sekülerizm anlayışıdır. Toplumda ahirettten ve dini, ruhani meselelerden ziyade dünya hayatına odaklanılmış olunması ve din ve devlet işlerinin birbirinden ayrıştırılması fetihleri bitirmiştir. Burada bize düşen görev ise bencilliği ve dünyalığı bırakıp, Müslümanlığın özüne yakışır şekilde İslamı yaşayıp yaşatmaktır.

Zeynep Kayabaş Eker

Yazı altı reklam
PAYLAŞ
Önceki İçerikFütuhat-ı Gönül
Sonraki İçerikHangi Ben

CEVAP VER