Hangi Ben

0
426
reklamlar
Yazı arası Reklam

Bu nimeti hevâya reva görmek cefadan başka nedir? Nimet, evet. Benlik duygusu Allah’ ın insanoğluna en büyük nimetlerindendir. Ama insanda öyle bir nefis vardır ki; bu nimeti bizim için azap sebebi eder. Hem dünyamızı hem de ahirimizi bize zindan eyler. İnsan nefsinin en büyük kozudur kendisi, yani ‘ben’. Yüzyıllar boyu insanoğlu; bunun kulu kölesi olmuş, hayatına mâl olan hatalar yapmış ama yine de uslanmamış, ibret almamıştır.

Allah benlik duygusunu bize selametimiz için lütfetmiştir. Allah’ın bu ihsanda bulunma amacı da hiç şüphesiz; insanın kendi varlığından ve sıfatından haberdar olması ve nefsine karşı bir müdafaa içine girmesidir. ‘Nefisini bilen Rabbini bilir’ hadis-i şerifine nail olmak insanı cennetlik eder. Rabbimin verdiği bu ihsan; beni benliğimin asıl mânâsına ulaştırır ve Rabbime duyduğum muhabbetimin had safhaya çıkmasını sağlar. Ben kendi gücümü ne kadar bilirsem, beni yaratan Rabbimin gücünü de o kadar bilirim. Bunca güzel şeyle donatılmış beni ve benim için yaratılmış bu kâinatı ne kadar iyi bilirsem şah damarımdan da yakın olan Rabbimi o kadar iyi bilir ve muhabbetimi, şükrümü arttırırım.

Bilinir ki en basit hastalık olarak görülen bir grip bile ancak kırılmış bir grip virüsüyle savaşır. İnsan da kendi nefsine ancak yine kendi benliğiyle savaş açar. Kibir, yani günümüzde yumuşatılmış şekliyle ‘ego’; insanoğlunun kendisine ettiği en büyük zulümdür zannımca. Bunun ardından gelen, ömürden zevk almama ve bir şeylerin sürekli yetersiz kalışı gibi duygular insanı etrafına ve Allah’a karşı isyana bile sürükler. Oysa o kibrinden başını kaldırıp baksa, her şeyin onun için yaratılmış olduğunu ve vücudunun her zerresinin, en basitinden bir polene ne kadar ihtiyaç duyduğunu görecek ve bunca gücünün içinde kendi aczini anlayacak, en azametli olan El Celîl’ehamd-ü senalar edecektir.

Bu ‘benlik duygusu’ başka hangi canlıda vardır? Sevininiz, Allah sadece bizlere lâyık gördü bunu… Bir arı muvaffak olsaydı kendini bilmeye, Allah’a muhabbet için coşardı ama aynı zamanda belki de kendisiyle övünür, nefsine sefa eyler ve dünya düzenini Allah’ın inayetiyle elinde tutan arı sadece kendisiyle hemhal olurdu. Bu da dünyanın ve kendisinin sonunu getirir, hem dünya hayatını hem de ahirini yakmış olurdu. Böylece biz hariç tüm canlılar hem büyük bir günahtan korunmuş oluyor hem de büyük bir lezzetten…

“Bağları kopar ve özgür ol ey oğul!”

Nitekim Mevlana’nın da nasihat ettiği gibi… Ona göre mutluluk insan-ı kâmil olabilmektedir. Mükemmel insan demek olan insan-ı kâmil, bencilliğin ve kendini beğenmişliğin dar kalıpları içerisinde kalmayıp yaratılışını ve ölümünü müdrik olan insandır. Ben duygusunun öldürülmesi ve nefsi arzulardan kurtulmakla ulaşılabileceğini söylemektedir. Beşeriyeti teşkil eden kâinat tarihinin hepsini ve ilahi vahdaniyetin tecellisini kendinde toplayan bu insan, mükemmel bir hayatın varlık sebebidir.Sadece bizlere bahşedilen akılla insanlar bu nefis hezimetinden kurtulabilir ve gerçek insan-ı kâmil olma yoluna girebilir.

Asıl özgürlük; ‘ben’ zulmünden, bağından kendini koparmak ve ‘ben’ lezzetine, özgürlüğüne sahip olabilmektir. Bu özgürlükte isim, cisim artık manasını yitirir. Bambaşka bir ben ortaya koyar ve insan o zaman farkına varıretinden, kemiğinden evvel bir şeylerin olduğuna… Yunus Emre’nin kendini tanımladığı gibi ‘ Ete, kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm.’

Unutmayalım ki ömrümüz alıp verdiğimiz nefesler sayısınca. Onu da kibirden ötürü ‘ben’ demeyle harcamak yerine, önce canan olan Allah ve sonra lütuflar içerisindeki kendimizi bilelim, özgürlüğe varalım.

Bağları kopar ve özgür ol!

Merve Nur Turan

Yazı altı reklam

CEVAP VER