Aynadaki İki Nokta

0
400
reklamlar
Yazı arası Reklam

İnsan doğru yerde durmuyorsa ne inandığı Kur’an’ı, ne Peygamber(sav)’ini, ne de tarihi doğru okuyabilir. Bu nedenle her şeyden önce insan aynayı kendisine tutmalıdır. Eğer gerçekten hak, adalet, rahmet, kerem, hikmet, sevgi, ilim gibi erdemleri umursuyorsa ve istiyorsa âlemlerin Rabbi ona kapılarını aralayacaktır.

Rabbimizin kendi zatı tövbe edenleri, cömert olanları, ilim ile uğraşanları, merhametli olanları vs. sevdiğini söylüyor. Yani hidayete ilk önce erdemler peşinde dolaşanlar adaydır. O halde ilk adımı atmak gerekiyor.
Temiz bir toplum oluşumunun ilk aşaması, öncelikle o toplumun bireyleri arınmalıdır. Erdemleri gerçekten istemelidir. Ve bu erdemler onun asaletine dönüşmelidir.

Toplumların ortak kalbinin ve ortak aklının nerelerde meşgul olduğuna bakmak gerekir. Böyle bir anket yapacak olursak acaba istatistikte en yüksek ne gibi sonuçlar çıkacaktır. Bu toplum en çok ne istemektedir, tüm gayretini nerelere harcamaktadır, en çok kendilerini ne sevindirir, ne üzer, kaynaklarını nerelerde tüketmektedir, rüyalarında ne görmektedir gibi soruların cevapları, bize aradığımız cevabı verecektir.
Çünkü nasıl beslendiğimiz, nasıl yönlendirildiğimiz, kimlerle dost ve arkadaşlık yaptığımız, dualarımıza ve hayallerimize ne sığdırdığımız bellidir. Bu yüzden ne olduğumuz ve nasıl bir sonuç ortaya çıkacağı herkes tarafından malumdur.

Tüm bunlara rağmen bu sonuç , istenen doğru sonuç mudur?
Elbette hayır!
O halde bu dengeleri nasıl değiştirebiliriz?
Çok basit ve net.
Birincisi; beslenme alışkanlığımızı değiştireceğiz. Kendi doğrularımız asla, gerçek doğrular değildir.
Eğer insan kendi doğrularını ortaya atarsa, baştan kaybetmeye mahkumdur.

İşte ümmeti kavuran kavmiyetçilik belası… Her grup kendi penceresinden bakıyor. Ve kendini haklı buluyor. İşte gelinen sonuç… Önüne gelen her değeri yıkıp geçiriyor.

O halde beslenme nasıl olmalıdır? Bana göre, sana göre değil, hepimizi tanıyan yaratıcımızın doğrularında buluşursak yegane doğruyu yakalamış oluruz. Şimdi diyeceksiniz ki bu ümmetin hepsi bunu kabul ediyor. Ama yine de binlerce sorun var.
Demek ki okuma yüzeysel. Eğer gerçekten buna inanıp yaşasalardı, her Müslümanın dokunulmazlığı olduğu halde, bugün onların can, mal, namus emniyeti de olurdu. Demek ki inanması ve hayata getirmesi gereken bu doğrular sözde kalmıştır.

Görünüşte ilahi doğruları kabul ediyor, ama yine de başka yerlerden beslenmeye devam ediyor.
Yanlış beslenmenin sebeplerinden biri de kiminle eş, dost, kardeş olacağını unutmasıdır. Yalnızca müminlerin kardeş olabileceği ilkesini unutmuş olup, düşmanlarına hayran ve minnettar bakmaktadır. Allah için söyleyin, ümmetin yaşadığı bu körü körüne aşk neyin nesidir? İlahi kitabımız Kur’an bile defalarca inananları uyarırken Ehli kitap sahiplerine olan bu ilgiye ne isim verilmelidir? Aramızda bizi yan yana getiren ne gibi bir ortaklık vardır? Müslümanlara göstermediğimiz bu hoşgörü, alaka, merhamet, cömertlik neden Ehli Kitap’tan olan insanlara gösterilmektedir. Ne gibi bir minnattarlığımız olabilir onlara karşı, bu sevgi ve alakayı hak edecek ne gibi bir fedakarlık yaptılar sizce?!
İşte örnek; Fransa da öldürülen on bir gazeteci için tüm devletler ayağa kalkarken, yanı başımızda kaç İslam toplumu yok oldu, kimse umursamıyor. Buna başka isimler konularak bu zulümler meşru gösterilmeye çalışılıyor… İşte tuz kokunca her şeyin bozulmasıdır bu. Çünkü saf denen şey baştan yanlıştı… Elbette sonuçlarda da ne düşüneceğimiz anlamsız ve darmadağınık olacaktır.
Bunun sebebi yanlış beslenmeye sebep olan yanlış arkadaşlıktı. Senin arkadaşın, dostun, eşin, taraftarın seninle aynı değerleri taşıyan Müslüman olmalıydı. Bizler kardeş kanında boğulurken, göz yaşımız hiç dinmezken, Müslüman her eve ateş düşerken İsrail ebedi düşmanlığını ve Hristiyan toplumunun bitirmek istemediği haçlı seferlerini, üzerimizden her gün azgınlığını ve şımarıklığını daha da artırıyor.
İlahi değerleri yüzeysel okumanın bir sonucuydu bu yine….

Uyanmanın yolu; sana yol açacak yegane tek çıkışın Rabbinin doğruları olduğuna emin olmalısın. Bu doğruları doğru okumalı ve uygulamaya koymalısın. Hayata getirilmeyen hiç bir doğrunun anlamı yoktur. Bu nedenle inanıyorsan uygulamalısın. O zaman Rabbinden sana tüm pencereler açılacak, ışığı görmeye başlayacaksın.
Elbette tüm toplum bir kereden değişmez. Bu tür işler zaman alır, uzun solukludur. Ancak ümitsiz olma! Bir kibrit çubuğu, tüm çubukları tutuşturabilir. Bu nedenle bir çubuk gibi kendini düşün. Toplumu uyandıracak o izzetli kişi sen olabilirsin.

Kader, insanın kendi tercihleriyle sınırlandırdığı bir yol haritasıdır. Bu nedenle tercihlerinle belirlediğin duruş noktan önemlidir. Kendini basit ve sıradan görme!

Unutma ki herkesin sadece bir hayatı vardır. Ama ona anlam katan, insanın kendisidir. Bu nedenle bu hayata istersen çok şey katabilirsin, istersen az şey katabilirsin.
Bunun yolu yine beslenmeden geçiyor. İnsan hastalıklardan korunduğu kadar günahlardan korunsa tüm sorunlar çözülür. Çünkü her günah insanlık için, kendimiz için geri bir adımdır, yanlış bir beslenmedir.
Aynayı yüzümüze tutarız. Görsel bedeni görmek için. Bir de o aynayı aklımıza, kalbimize, nefsimize, ruhumuza tutalım. Kendimizi orada nasıl görüyoruz? Gerçekten bakabilirsen aynaya, o zaman değişmeye başlarsın. Olmayı istediğin gerçek seni yakalayıncaya kadar…

İkinci önemli nokta da şudur ki; bu toplumun ahiret inancının zayıflamasıdır. Eğer insan ebedi hayatının temelini buradaki tercihlerin şekillendirdiğine inanıyorsa böyle rahat ve gelişigüzel davranması mümkün değildir. Ahirete inanan insan, nasıl beslenmesi gerektiğini anlar. Çünkü o gün, insanın yaratıcısı ile yüzleşme günüdür. Hayatını geleceği için referans olarak gösterdiği gündür. Bu durumda hayatı referans olarak gösterecekse nasıl beslenmesine dikkat etmez! Bu durumda kopukluk nerededir?

Kopukluk ahiret gününü umursamamasıdır. Halbuki insan ölümlere şahit olmaktadır. Yerdeki ve gökteki değişimlere baktığı zaman her şeyin bir sonu olduğunu görmektedir. Her şeyin bir noktası vardır. O halde aynaya bakan insan, bu değişimin farkında olmalıdır. Eğer bunu atlatırsa kendini kandırmaya devam edecektir. Bunu değiştirmenin yolu yine doğru okuma ve doğru dostlar seçimidir.

Ahiretini unutan kendi sonunu göremez. Ne yazık ki kendini aldatmaya devam edecektir. İşte bu konuma düşmemek için insan iki saat sonra ne yapacağını planlarken daha ileriyi de düşünmelidir. Bu bakış ebediyete kadar uzanacak şekilde olmalıdır. Bin yıl sonraki, milyon yıl sonra ki ömürde ne yapmalıdır, bunların planını da yapmalıdır. İşte böyle ufuklara bakabilen insan kendini değiştirebilir, yenileyebilir, kontrol altına alabilir. Hesapsız, kitapsız bir yaşamın kendisine hiç bir kâr getirmeyeceğine inanır .

Elbette insanın hayatının yenilenmesinde önemli ilkeler daha çoktur. Ancak bu yazımızda iki önemli noktaya değindik. Olumlu bir değişim için birincisi doğru beslenmeyi, ikincisi ahir hayatı düşünmeyi ele aldık. Doğru değişimin devam edebilmesi için önce bildiklerimizle amel edelim inşallah, inanıyorum ki Rabbimiz bilmediklerimizi de bize öğretecektir.

Vesselam…

Zeynep Işık

Yazı altı reklam
PAYLAŞ
Önceki İçerikHangi Ben
Sonraki İçerikSiyaset

CEVAP VER