Ümmetin İhyası ve Medeniyetin İnşasında Caminin Fonksiyonu

0
363
reklamlar
Yazı arası Reklam

İlk Müslüman nesil, İslamiyet’in yeni filizlenmeye başladığı dönemde, müşrikler tarafından bir ambargo ve asimilasyon süreci yaşamaya başladı. Yaşanan baskı ve ambargo hayata kast etmeye varan boyutlara ulaştı. Bu nedenlerle Sevgili Peygamberimiz, Müslümanların dağılması ve İslam’ın yok olması endişesi ve yeniden yapılanma saikleri ile hareket ederek Yesrib kentine hicret etme kararı aldı. Hicretten sonra adı Medine olan kent, Hz. Peygamberin şereflendirmesi ile “Medine-i Münevvere” (Nurlu şehir) olarak anılmaya başladı. Yeni bir medeniyetin inşasında en önemli merkez ise hiç kuşkusuz Mescid-i Nebevî oldu. Çünkü Hz. Peygamber şehre geldiğinde ilk olarak camiyi, ardından okulu ve sonrasında ise çarşıyı oluşturarak bir medeniyetin en önemli organlarına işaret etti. Mescid; Şura kararlarının alındığı ve ibadet mekanı, Suffe; ilk islam fakültesi, çarşı ise; Müslümanların ekonomik pazarı kimliğine büründü. İlerleyen dönemlerde, Kudüs, Şam, Kâhire, Bağdat, Kurtuba, Kâbil, Semerkant, gibi şehirler, İslam Medeniyetine ev sahipliği yapmışlardır. Bütün bu medeniyet süreçlerinde Cami en merkezi konumda yer alan, tabiri caizse bir kalp gibi şehirlere iman pompalayan mekanlar olarak yerini aldı.13. y.y.’dan itibaren, Osmanlı devleti, Bursa’dan Edirne’ye, İstanbul’dan Amasya’ya, yerleşik hayata geçtikleri her şehirde, en merkezi yere câmi inşa etmişler ve yaşam tüm hızıyla bu medeniyet mabedinin etrafında akıp gitti. Câmileri çepeçevre kuşatan külliyelerde, matematikten tıp ilmine, coğrafyadan kimyaya kadar tüm ilimler tahsil edilerek, dönemin problemlerine çözüm bulma ve insanlığa yön verme faaliyetleri zirveye ulaştı.

Ancak, üzülerek ifade etmem gerekir ki, son üç asırdan itibaren türedi batı medeniyeti tarih sahnesine çıktı. Bu egemen medeniyet ve yaygın kültür, kendi dışındaki medeniyetleri ve kültürleri erozyona uğratarak insanlığı mekanikleştirdi. Son yüzyılda ise, savaşlar ve yıkımlarla haritalar yeniden çizilmeye ve bir nöbet değişiminin başladığına şahit olmaktayız.Güç savaşları zirveye ulaştığı bu süreç içerisinde İslam dini yükselen bir değer olarak teveccüh kazanmaya başladı. Çatışma ve kavgalardan bunalarak, fıtratının sesine kulak verenler İslam’ın rahmet yüklü mesajları karşısında Din-i Mübin-i İslâm’ayöneldi.Ancak egemen güçler, gittikçe hızlanan bu yönelişten dolayı, İslâm’ı itibarsızlaştırarak gözden düşürmek için, Osmanlı devleti bakiyesi mahallelerde Müslümanları birbirine kırdırmayı yöntem olarak seçti. Amaçlarının tüm dünyada inançsızlığı ve ahlaki çöküşü yaygınlaştırmak ve Allah (c.c.)’a karşı gösterilmesi gereken şükür duygularının köreltilmesi olduğu apaçık gözüken bu durum, Akif’in dediği gibi, batı medeniyeti denilen şeyi tek dişi kalmış bir canavara dönüştürdü.

İşte bu gidişattan ötürü, açık denizlerde seyrederken, kasırgalar ve fırtınalar arasında, bir sağa bir sola savrulan gemilerin kaptanlarının, dingin sular ve korunaklı limanlar araması gibi, Müslümanlar için camiler, hayatın koşuşturması ve şirk, günah fırtınaları arasında alabora olmamak için, sığınılacak bir mekân ve huzurun adresi olması gerekmektedir. Medeniyetimizin ana unsuru olan camiler, hayatın merkezine ve mescidi nebevinin birer şubesi olma fonksiyonuna rücu etmesi elzemdir. Bir nöbet değişiminin yaşandığı dünyamızda, İnsanlığın son umut kalesi olan İslam’ı,asrın idrakine söyletmemiz için, bu köklü medeniyetin çocuklarının artık silkelenerek kendine gelmesi kaçınılmazdır.

Yusuf ÇELEBİOĞLU

Yazı altı reklam

CEVAP VER