Selahaddin Eyyub’inin Ümmetçilik Anlayışı ve Günümüz Müslüman Ülkelerin Ümmetçilik Politikaları

0
509
reklamlar
Yazı arası Reklam

Ümmet’ten bahsedebilmek ve onun olumlu mana ve etkilerini bireysel ve toplumsal hayatımızda uygulamaya çalışabilmek için öncelikle ümmetin ne demek olduğunu Allah’ın ve ve Resul-i Kibriya Muhammed Mustafa’nın bu kavrama ne için bu kadar ehemmiyet gösterdiğini anlamak ve geçmişteki başarılı uygulamalarını itina ile analiz etmek zaruridir. Yoksa her kavramda olduğu gibi, kendi hükümranlıklarını kaimleştirmek ve kaimleştirdikleri hükümranlıklarını kendi aile bireylerinin gelecek nesilleri ile devam ettirmek arzusunda olan “Yezid’ler” Ümmet ve benzeri dini kavramları gayet kolay bir şekilde nefsanî hava ve hevesleri doğrultusunda kullanabilecekleri birer siyasi ve yönetimsel araç haline getirilebilecekler.

İslam’da Ümmet Anlayışı

Kuran-ı Kerimdeki ümmet kelimesinin genel manası topluluk, gurup belli bir türün birden çok üyesinin belli bir arada bulunmasına verilen addır. Onun için Kuranı kerimde Ümmet, “: Yerde debelenen hiçbir hayvan ve iki kanadı ile uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi birer ümmet olmasınlar! Biz kitapta hiçbir eksik bırakmamışızdır. Sonra hepsi Rablerinin huzurunda toplanırlar. [EN’AM Suresi 38. Elmalılı (sadeleştirilmiş meali)] şeklinde kullanılmıştır.

Diğer yandan her peygamberin gönderildiği topluluğa da o peygamberin ümmeti, kavmi ya da ehli şeklinde tabir edilmiştir. Hz. Muhammed’in(s.a.v.) gönderildiği topluluk Ümmet-i Muhammed, hazreti Lut’un (a.s.) gönderildiği topluluk Lut Kavmi ve hazreti İbrahim’in inancını devam ettirenler “Ehl-i Hanif” tabirleri ile tarif edilmişlerdir.
Kuran’ı Kerim bunu yaparken belli gurupları üstün ya da alçaltmak için değil yukarıda yer alan ayetin mealinde açıkça ifade edildiği gibi yürüyen ya da uçan hayvan insan fark etmez yaratılan her varlık dünyada hayatını idame ettirebilmek için kendi benzerleri ile bir arada yaşaması yaradılıştan fıtri bir özelliktir. Nitekim kâinatı yoktan var eden Rabb’ül Âlemin Allah (C.C.) hiçbir gurubun birbirinden üstün olmadığını Kuran-ı Kerimde Şu ayetle açıkça belirtmiştir: “Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.” [HUCURAT Suresi 13. Ayet; Diyanet İşleri tefsiri]
Fakat şu açıktır ki Ümmet kelimesi en çok Peygamberlerin gönderildiği toplulukların tarif edilmesi için kullanılmıştır ve böylece hem toplumlar hem de toplumların yaşadığı dönemler kendilerine gönderilen Peygamberlerin aracılığı ile tarihi ve coğrafi ve aynı zamanda sosyolojik bir kavramsallaşmaya sahip olmuş oluyor.
Ümmet kelimesinin özellikle son Peygamber Kuran-ı Kerim’in tabiri ile “Xatem-ül Enbiya” dan dan sonra daha çok ön plana çıkmasının en önemli sebeplerinden biri, Hz. Muhammed’in son peygamber olması ve diğer peygamberlere nazaran peygamberliğinin kıyamete kader sürmesinden dolayı çok daha uzun bir süreyi kapması ve netice itibari ile onun yolundan gidenlerin her zamankinden çok bir arada ve aynı gayeye göre hareket etmeleri gerektiğindendir. Bu nedenledir ki “Ümmet” kavramı “taksonomik” bir kavramdan ziyade teolojik, sosyolojik ve en çok da politik bir anlam kazanmıştır. Günümüzde “Ümmeti” kavramının en çok kullanıldığı alanlardan birisi siyaset bilimidir. Nitekim günümüzde İslam toplumu her zamankinden çok daha fazla parçalanmıştır ve her etnik ya da inançsal gurup kendisinin yegâne “İslam Ümmeti” hamisi olduğunu ve diğer etnik ve inanç gurupların kendilerine biat etmeleri gerektiğini iddia etmelerindendir.

Selahaddin Eyyubi’nin Ümmet Anlayışı

Selahaddin Eyyubi’nin bütün amacı İslam birliğini sağlamaktı ve bunun yegâne sembolü ve Rahmani ruhunun da Kudüs’ün fethi ile gerçekleşebileceğine inanıyordu. Kudüs’ün fethinden önce Müslüman hanedanlıklar ve sultanlıklar ile yaptığı uzlaşma ve mücadelelerin tamamı Kudüs’ün fethine ortam hazırlamaya yönelikti ve Kudüs’ün fethinden sonra da tesis edilen İslam birliğinin ve onu ayakta tutan Kudüs ruhunun devam ettirilmesine yönelikti. Bunun içindir ki Selahaddin Eyyubi Kürd olduğu halde hanedanlığına mensup olduğu etnik yapıya işaret edecek herhangi bir siyasi tanımlama ya da nitelemede bulunmadığı gibi kendi kişisel ailesinin siyasi yapısını devam ettirecek herhangi siyasi bir hamlede bulunmamıştır. Kendisi şahsi olarak o kadar mütevazı bir hayat sürdürmüştür ki Kudüs’ün fethinden önce çadır dışında herhangi bir kalıcı yapıyı mesken edinmemiş ve vefat ettiğinde rivayetlere göre bir altın dirhem ve birkaç gümüş sikke bulunmaktaydı. Vefat edeceğine yakın zamanda münadilere şu talimatı vermiştir: “”Ey ahali!.. Şarkın hâkimi Sultan Selâhaddin ölmek üzeredir. Ahirete ancak şu bez parçasını götürebilecektir. Öyleyse, Allah’a kullukta gevşeklik göstermeyin!..”
Son isteğinden de açıkça anlaşılacağı gibi tek isteği idaresindeki insanların Allah’ın rızası doğrultusunda bir yaşam sürmelerini istemesidir. Kendilerini İslam emiri olarak ilan ettiren bazı diktatörler gibi ne arkasından bir veliaht tayin etmiş ne de dünya saltanatının taksimini dert edinmiştir.

Günümüz İslam Topraklarındaki iktidarların Ümmetçilik Anlayışı

Dikkat edilirse “iktidarların “Ümmet anlayışı” değil ‘ümmetçilik anlayışı’ terimini kullandım. Zira mamafih günümüz İslam topraklarında hükümranlıklarını sürdüren iktidarlar İslami ve insani adaletle hükmetmekten ziyade nefsani, ırki ve bencilce hareket etmekteler ve hükmetmeye çalışmaktalar. Maalesef İslam’daki bu tür yönetme anlayışı Emeviler dönemi ile başladı ve birçok Emevi hanedanı üyesi İslam’ı ve ümmeti kendi diktatöryel hükümranlıklarını kaimleştirmek ve üzün vadelere ve mekânlara yaymak için bir araç olarak kullanmışlardı. Bu tarz yönetim anlayışı sorgulanmadığından dolayıdır ki hala İslam topraklarında İslam ve ümmet bencilane ve nefsanî çıkarlar doğrultusunda heba edilmeye çalışılıyor.

Günümüzde “Ümmet” kavramının en çok menfi kullanılmaya çalışılan alan ırki yani etnik kökenli guruplar tarafından yapılmaktadır. Dikkat edilirse İslam topraklarında belli etnik ve inanç gurupları musallat olmuş ve her biri Ümmet kavramını kullanarak yani ümmetçilik takkiyesi ile diğer etnik ve inanç guruplarını kendi himayelerine almaya çalışıyorlar. Hâlbuki Selahaddin Eyyubi özellikle Emevilerin düştüğü bu yanlışa düşmemek için kendi Kürd’lüğünü ve ailevi bağlarını ümmet anlayışına musallat olmasına müsaade etmemiş ve böylece gerçek manadaki İslam ümmeti birliğini sağlayabilmiştir.

Dolayısı ile eğer bir İlam Ümmetinden bahsedilecekse bütün etnik ve inanç gurupların birbirlerini varlığını kabul ederek bu aidiyetlerini ikinci planda bırakarak İslam aidiyetini birincil aidiyet yapıp bu şekilde bir yönetim ve idare anlayışı gütmelere gerekmektedir. Yoksa her inanç ve etnik gurubun bir diğeri kadar varlığını devam ettirme ve yaşadığı topraklarda kendini idare ettirebilme hakkına sahiptir. Bu gereksinim en az insani olduğu kadar Rahmani ve İslami bir gereksinimdir. Bunun aksine hareket edenler gayri rahmani hareket etmiş olur ve ümmet ve İslam mukaddesatları kişisel ya da gurupsal çıkarları doğrultusunda kullanmış olur bu da hiçbir iman sahibi tarafından kabul edilemez…

1) Türkçedeki “H” Harfi Arapçadaki manasını karşılamadığı için Kürdçe’deki karşılığı olan “X” harfi kullanılmıştır

Foto: uludağsözlük
Ahmed Sabri Nivîskâr

Yazı altı reklam

CEVAP VER