Kültür Kimin Kültürü

0
313
reklamlar
Yazı arası Reklam

Kültür, lügatte “Bir toplumun fertlerinin sahip olduğu olayları ve meseleleri karşılayan duyuş, düşünüş şekilleriyle tarih içinde meydana gelen fikir ve sanat verimleri ve değer hükümlerinin bütünü…” şeklinde tanımlanmaktadır.

Peki, Müslümanlar olarak bizler kültürümüzle ilgili ne kadar bilgi ve ilgiye sahibiz? Nübüvvetten bu yana İslâm Kültürü diye adlandırılan hakikatler aslında bizim nazarımızda Şeriatın bir parçasıdır. Öncelikle “İslâm Kültürü” kavramına olan bakışımızı bu ölçüde düzeltmeliyiz.

Bir çağa ve bir tarihsel döneme dünya ölçüsünde hâkim olan, diğer kültürlere baskın çıkan herhangi bir çoğul kültüre ise Evrensel Kültür denir. Günümüzde ne yazık ki evrensel olarak nitelendirebileceğimiz kültür Batı Kültürü’dür. Ve maalesef bunun böyle olmasının müsebbipleri biz Müslümanlarız. Kendi özümüzden bihaber yaşıyor olmamız ve tüm dünyaya “gerici” olarak tanıtılmış olmamız yüzünden nüfus kâğıdında “Dini: İslâm” yazan insanlar dahi İslâm’ı yobaz, gerici, kişiyi cahil bırakan bir din olarak görme cüretini gösterebilmişlerdir.

Hâlbuki bu insanlar, “kültürlü olmak” denilince akla ilk gelen unsurlardan biri olan okumanın Kur’an-ı Kerîm’in bize buyurduğu ilk emir olduğunu unutmuşlardır ya da bundan haberleri dahi olmamıştır.

Şunu da ifade etmek gerekir ki Batı Kültürünün evrensel kültür halini almış olması onun iyi ya da doğru bir kültür olduğu manasına gelmez. Çağımızın en büyük sorunlarından biri olan “batıyı taklit” Ümmet’i derin bir bataklıkta boğma çabalarından birisidir.

İslâm Kültürü, dünya ve ahireti kurtarma uğraşlarının tümünü içine alan geniş bir kavram iken; ondan uzaklaşıp Batı’yı taklit etmek at gözlüğü takmaktan başka bir şey değildir. Üstelik Batı kendi çıkarlarını koruma uğruna; katliamı, – sözde sanat adı altında- soyunmayı, zirvede kalabilmek için aile, dost demeden herkesi ve her şeyi yıkıp geçmeyi ilke edinmişken Müslümanların onu öncü görmesi bir o kadar esef vericidir.

Batı, yeri gelince İslâm’ı taklit edip, taklit ettiklerinin asıl sahibiymiş gibi davranırken; Müslüman bir ferdin onu kültür kaynağı(!) görmesi gülünç bir durum değil midir?

Örnek verecek olursak; Batı asırlarca kadına zulmetmiş hatta onu bir uğursuzluk öğesi olarak görmüştür. Kadını sadece cinsel bir obje olarak kullanmış daha sonra onu eski bir paçavra gibi fırlatıp atmıştır. Erkeği övmüş, kadını zillet sebebi olarak göstermiştir. Belli bir süre sonra ise kadını yerden yere vuran Batı; “kadın-erkek eşittir” başlığı altında kadını haddinden fazla yüceltmiş bu kez de erkeği kadının oyuncağı haline getirmiştir.

Hâlbuki İslâm en başından beri kul olarak erkeği ve kadını eşit tutmuştur. Sadece fıtratları farklı olduğu için kadına ayrı erkeğe ayrı sorumluluklar vermiştir. Batı ise İslâm’ın erkeğe ve kadına verdiği ayrı sorumlulukları adaletsizlik olarak göstererek İslâm’ı yobaz, kendisini medeniyet sahibi(!) ilan etmiştir.

Ya da temizlikle hiçbir alakası olmayan Batı’nın, halkının rahatsız edici kokusunu bastırabilmek için ürettiği parfümleri temizlik kaynağı olarak göstermesini de örnek olarak verebiliriz. Müslüman bir hanımefendinin karşı tarafın algılayabileceği şekilde hoş bir koku sürerek dışarı çıkmasının İslâm’da haram olduğunu bildiklerinden olsa gerek “parfüm kullanmayan pistir” gibi bir algı oluşturulmaya çalışılması da göz ardı edilmemelidir.

İslâm Kültürü’nün özü olan temizliği bizden öğrendiklerini unutarak bize aşık atıyor olmaları da ayrı bir mesele…

Gerçek şu ki: Âmâ gözler, semi’ (işitme) özelliğini yitirmiş kulaklar hakkın yanında olmaktan uzaktırlar.
Dünya tersini iddia etse de tüm güzelliklerin, doğruluğun başlangıç noktası İslâm’dır ve kıyamete kadar da öyle kalacaktır.

Foto: anadoluplatformu.org
Zehra Hacıabdullahoğlu

Yazı altı reklam

CEVAP VER