Kılıçtan Keskin Merhamet: Selahaddin-i Eyyubi

0
704
reklamlar
Yazı arası Reklam

Kudüs; Gözyaşlarını duvarlar ardında saklayan şehir. Sen ki rüzgârında Peygamber sözünü, toprağında izlerini bir sır gibi saklamış, insanlık kadar eski, gök kubbe kadar mavi, zaman mefhumunun gözbebeklerinde hep parıldayan, buğulanan mana denizi. Sen ki Musa’ya, İbrahim’e hicret etmiş, İsa ile göklere Miraçla huzura ermiş ruh…

Fetih…

Senin fethin ki Fatihlerin ezelde yazgılı, yazgın alnına yazılmışların nuru. Ebedi mabedlerin mahşeri ayaklanışı. Mekke’ye İstanbul’a duygun hasret kanatır insanlığı. Bağrına bastığın Filistin senin silahınla savunur kendini, ki senin silahın onların kalpleridir. Bu yüzden taşlarladır, taşlaşmış kalplere karşı kendini savunuşun.

Zaman sende durur ve bu günle yarının tüm dilimlerine sende sa’y eder. Gökler ağlar, ademlerle birlikte sen için. Önce bir kervan yürür sana doğru. Bir kervan ki ötelerden gelip insanlığa taşır adaleti, merhameti, şefkati… Güya köle, lakin devenin yuları efendisinin elinde. Efendi mi, dünya gözüyle bir garip, mana gözlerinin ise hayranlığıyla köreldiği, yüreklerin doğrandığı bir güzelliğin içinde. Kudüs’ün anahtarını ondan başkasına vermeyiz diye ahd edenlerin biricik ahdi. Onun yolunda baş vermeye koyulmuş bir ordu ile işte Selahaddin-i Eyyubi… Fethin alnına yazgılandığı fatih… Gaye: ‘Kudüs işgal altındayken, ben nasıl gülebilirim ki ve hele gözüme nasıl uyku girebilir?’

İşgal…

Yaklaşık bir asır evvel ruh yoksunu yığınların kuşatması. Dünyevi amaçların çatısı altında her türlü barbarlığı kutsallaştırmış, inançlaştırmış insan müsveddelerinden oluşmuş bir ordu. Kan emicilerin elinde kılıçların, mızrakların ve gürzlerin kana bulanmış hali. Gök kubbeyi titreten çaresiz çığlıklar, gözyaşları vahşetin ötesinde bir vahşilikle insanlığın katli. Gövdelerinden ayrı düşmüş başlar, doğranmış bedenler, bir dal gibi koparılıp atılmış kol ve bacaklar. Kan gölüne dönmüş Süleyman mabedi. Topraktan gelmiş ama toprağa hasret bırakılmış yığınlar, İbrahim misali ateşler içerisinde şimdi. Kudüs çaresiz, yorgun, kimsesiz, savunmasız, acıya zincirlenip esarete gark edilmiş artık. Güya muzaffer Haçlı ordusunun ve komutanın tarihin en karanlık sayfalarında yerini alışı, esfele-i safilin ordusunun vesikası, ardında bıraktığı işte bu.

Bekleyiş…

Bağdat ve Musul arasında bulunan Tikrit kalesinde 1137 yılında toprağa bir tohum düşer. Bir tohum ki zamanı gelince; İnancı, cesareti, merhameti ve yiğitliğiyle kökleri Kudüs’e kadar uzanacak bir ağacın muştusu. Bir tohum ki, Alem onu Selahaddin-i Eyyubi diye, gökler Kudüs’ün Fatihi diye bağrına basar.

Elif, Lam, mim, vav, kaf, Hu… Nefesine değen ilk heceler olur. Gözleri ötelere açılır Kudüs’ü görür, yüreği inşirah inşirah büyür ve sevdasına talip olur o kutlu beldenin. Kılıçla adaleti, devleti, insanlığı savunur. Yüreğiyle merhameti, şefkati, imanı ve inancı korur.

Hazırlık…

Evvela İslam Birliği.

Sonra…

İlk kıbleye yöneliş, nihai amaca yürüyüş.

Düstur; ‘’Zımmiye eziyet, bana eziyettir’’ ihtarının bilincinde.

14 Kasım-9 Aralık 1177 ilk karşılaşma… Düşman Haçlı barbarları…

Kudüs…

Haçlı yönetimi altındaki sefil ve sefaletle dolu sokaklar. Tahakkümün ve istibdadın son halkasında boğulmak üzere olan zımmiler. Kirli ruhlarla dolu şehir bekleyişte.

1187’de Hıttin şahit tutulur, şehit olan her bir can emanet edilir ona.

Emir verir Fatih… Su kuyuları tutulsun. Haçlılar kanla doymuştur nasılsa. İki ordu karşılaşır nihayetinde. Ölmek için gelen şüheda ordusu, ebedi saadetin eşliğinde diğer yanda az sonra cehennemin çukurlarına yuvarlanacak leş sürüsü.

Güneşin parıltılarının ışıldadığı bir kılıç havada kavisler çizer, zafer şakırtıları doldurur yeryüzünü. Sevinçle şehitliğe yürür bir bir askerler, firavun misali korkuyla açılan gözlerle görür gerçekleri barbar sürüsü. Atlar zafere şahlanır, derken kılıç sesleri kesilir önce, kaçışmalar, emanlar nihayetinde yaradan nidaları doldurur her yeri. Ezanlar okunur ve huzura varılır. En önde Selahaddin-i Eyyubi. İşte kahır tablosu Papa III Urbanus kahrından ölmüştür.

Avamda korku, kendilerinin reva gördükleri kendilerine mi reva görülecek telaşı. Hayallerini kan ve ölüm doldurur. Geçmişleri bir kabus gibi gelip durur gözlerinde.

Selahaddin-i Eyyubi, ordusuyla gelip durmuştur Kudüs’ün önlerinde. Kudüs, tüm ihtişamıyla ayakta, mahzun ama mutlu Fatihini karşılamanın heyecanıyla dopdolu…

Halifenin fetih emaneti özgürlüğüne kavuşmuştur şimdi.

Ey Kudüs;

Ayağa kalk. Kanatlanabilirsen hatta öteler alemine uç.
Vuslatını arzuladığına vuslatını arzulayanları anlat.
De ki halifeye öyle şanlı bir ordu öyle şanlı bir komutan gelip sordu ki seni bana, Ömer nerede? Çünkü Ömer’in emanetine Ömer’den başkası sahip çıkamaz.
Çünkü bizler kim bilir kaç asır daha O’na mahcup Kudüs’e eziyetiz, Kudüs’te atmadığımız her adımla kim bilir daha kaç kez Kudüs topraklarına birer hançeriz…

Mehmet Kanat

Yazı altı reklam

CEVAP VER