Cihada Selahaddin Misali Bakabilmek

0
288
reklamlar
Yazı arası Reklam

Maturidi kelâmının ikinci önemli ismi olan Ebû Muîyn en-nesefî, “Tabsîret’ul Edille” isimli akaid eserinde İslam’ın Temel Esasları babında İslam’ın 5 şartından birisinin “Cihâd” olduğunu söyler. İşte bu önemli eylemin ete kemiğe bürünmüş şekli gösterilmek istense, bu kişilerden biriside Selâhaddin Eyyûbî’dir. O’nun bu cihâd tutkusunu Kadı İbni Şeddâd şöyle anlatır. “Cihâd aşkı, cihad muhabbeti onun damarlarında çağlıyordu ve kalbini, kafasını kaplamıştı. Konuşmalarının konusu daima buydu. Her an onun için hazırlıklar yapıyordu. Onun için gerekli olan malzemeler, silahlar, ihtiyaçlar tesbit edilip temin ediliyordu. O, işe yarayacak insanları araştırıyor; cihadı hatırlatan, ona teşvik eden kimselere yöneliyordu. İşte bu cihâd uğruna o, çoluk çocuğundan, sülâlesinden, vatanından, yuvasından ve bütün mal ve mülkünden ayrılmaya razı olmuş ve bir rüzgârın söküp savurabileceği kadar basit bir çadırda yaşamaya katlanmıştı. Bir kimse onun yanına oturup sohbet etme fırsatı elde etse hemen ona cihadın faziletini anlatmaya başlardı. Cihâd harekâtı başladıktan sonra cihâd ve mücahidlere yardım dışında hiçbir yere bir kuruş dahi harcamadığına yemin edilebilir.” (el-Nevâdir el-Sultâniye, s.16)

Elbette bu cihâdların en büyüğü Kudüs’ün Fethi’dir. Sultan Kudüs’ü o kadar düşünüyor, onun hakkında öyle dertleniyordu ki; dağların bile tahammül edemeyeceği bir yük taşıyordu kalbinde. Tevekkül’ün zirvesi olan şu ifadeler onun bir iman abidesi olduğunu ortaya koyuyordu. “Selahaddin Eyyubi Hazretleri Kudüs’ü fethe hazırlanırken hocası geldi atının yularından tutarak:” Oğlum Selahaddin atının alnında zafer işaretleri görüyorum ” dedi.
Selahaddin Eyyubi hocasına dönerek ; “Hocam biz seferle sorumluyuz, zaferle değil.” dedi…

Kudüs’te Hristiyan dünyaya bir ders veren Selâhaddin, İslam dininin bekâsı için de önemli işler yapmıştır. Mısır’da hâkim olan Ubeydi (Fâtımî) devletini tarih sahnesinden silerek, Eyyubi idaresine alması bu büyük hizmetlerden birisidir. Çünkü Şii-Batınî olan Fâtımiler idaresindeki ülkede tuhaf inançlar, enteresan ve acaib hükümler, gülünç kanunlarla dolu idi. Bunlardan bir kaçını örnek olarak meşhur tarihçi Makrizî’nin kitabı el-Hıtat ve’l-Âsâr’ dan takdim ediyoruz: “362 H. yılında miras kanununda değişiklik yapıldı ve eğer ölen kişi geride kız çocuğu bırakmışsa oğullara, yeğenlere, amca ve sâirelere hiçbir pay verilmeyecek diye kanun yapıldı. Bu kanuna karşı gelmeyi, Hz. Fâtıma (r.a.)’ya düşmanlıkla eş kabul ettiler. Hilâli gözetlemek bütün Mısır’da yasaklandı. Oruç ve bayram hesapla yapılmaya başlandı. 372 H. yılında bütün Mısır ülkesinde terâvih resmen menedildi. İmam Mâlik’in Muvatta isimli hadis kitabından bir tane ele geçirilmesi üzerine bir kişi teşhir edildi. 393 H. yılında 13 kişi kuşluk namazı kıldılar diye, suçlanarak dövülmüşler ve teşhir edilmişlerdir. 595 H. yılında Mısırlıların çok sevdiği (bir sebze olan) nıelûhiye, Muâviye çok severdi diye yasaklanmıştır. Cercîr’i de Hz. Âişe (r.a.) severdi diye yasaklamışlardır. O sene bütün camilere, duvarlara, kabirlere, çöllere selefe küfür ve sövgüler yazdırıldı. Süslü levhalar halinde astırıldı. 411 H. yılında el-Zâhir Li İ’zâzidî-nillâh, şaraba genel izin verdi. Zevk ü safa, eğlenceler ve oyun oynamalar aldı yürüdü. O sene bütün memlekette çok pahalılık ve yaygın hastalık vardı. Halk sarayın etrafında toplanıyor, “açız, açız” diye bağırıyordu. Soygun yaygınlaşmıştı. 424 H.de henüz dört yaşında olan veliahdın geçit alayı çıktı. Bütün çarşı süslenmişti. Halk yerleri öpüyordu. O halifelerden öyleleri vardı ki, yaşlan çok küçükken halife yapılmış, Müslümanların da onlara itaat etmesi farz kabul edilmişti. Mustansırbillah halife olduğunda yedi yaşındaydı. Âmir biahkânıillah da halife olduğunda beş yaşından bir ay birkaç gün büyüktü. EIFâiz binasrülah da halife olduğu sırada ancak beş yaşındaydı. Âdıd Li dinillah ise halife olduğu sırada on iki yaşındaydı. (Kitab el-Hıtât ve el-Âsâr, Makrizî, s.340:,355)

Sen ki son ehl-i salîb’in kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultân’ı Selahaddîn’i…

Akif’in Çanakkale şehitlerine ithaf ettiği şiirinin son dizelerine ilham veren, büyük komutan Sultan Selahaddin’i tarih unutmadı bizde unutmadık, unutmayacağız. Çünkü eğer bir lider tarihe namzet olmuşsa, çocuklarımıza isim, şairlerimize ilham vermişse unutulmamalıdır.
Ancak ne üzücüdür ki çoğu zaman, bu şahsiyetler sadece tarih kitaplarında destansı kahramanlık öyküleriyle kalakalır. Bu durumda, heykel tıraşların ve ressamların konusu olur. İşte o zaman bize elbette gücenirler.
Eğer Suriye’de bulunan Abdülhamit Han’ın inşa ettirdiği Sûk-u Hamidiyye (Hamidiye Çarşısı) nin hemen girişinde Fâtihi Selahaddinin heykeli dururken, yüzbinlerce Müslüman hayatını kaybediyorsa ve milyonlarcası yaşadığı kenti terk ederek batılı ülkelerden sığınma talebi ile sınır kapılarında bekleşip ağlaşıyorsa, yine yüzlercesi botlarla deniz aşırı ülkelere kaçarken suların karanlıklarında kaybolup gidiyorsa, Sultan Selahaddini üzmez miyiz?
Yine Selahaddin-i Eyyûbiyi konu alan ve İngiliz komutan Aslan Yürekli (!) Richard’ın propagandasının yapıldığı ve İngiliz asıllı Hristiyan bir yönetmen olan Ridley Scott tarafından “Cennetin Krallığı” adında bir film yapılarak Selahaddin’in amaçsız, ilkesiz, eli kanlı komutan olarak lanse edilmesine sessiz kalmak nasıl bir durumdur?
Meselenin özü şu ki, tarihe yön vermiş İslam’a hizmet etmiş şahsiyetleri anlamak için tarihe gitmek değildir asıl olan. O şahsiyeti bugüne getirmektir. İşte Selahaddin böyle bir kişiliktir. Nesillere anlatılmalı ve bir kişinin neler yapabileceği akıldan çıkarılmamalıdır.

Foto: uiportal
Yusuf Çelebioğlu

Yazı altı reklam

CEVAP VER