Yetim Kalan Ümmet

0
320
reklamlar
Yazı arası Reklam

Tak tak tak! Kapı çalınır…

Aralanan kapının ardında beş-on insan… Üzgün oldukları yüzlerinden belliydi. Ziyaretlerinin bir sebebi var; teskin etmeye, umut vermeye geldiler. Birkaç gün önce babasını kaybetmiş olan küçük bir kız çocuğu.
Henüz on yaşında…

Gelenlerin sebebi ziyaretini çok iyi biliyor. Babasını kaybetmiş fakat gözünde bir damla yaş yok. Alnı ak, başı dik. Artık babasını göremeyeceği için dünyası başına yıkılmadı. Çünkü babasının davasının bilincinde, babasının ölmediğinin; Allah yolunda şehit olduğunun bilincindeydi. Müslümanların canlarını kaybetme pahasına dahi olsa davalarını ayakta tutmaları gerektiğinin bilincinde. Mü’min, ye’s hastalığına yakalanmaz, bunun da bilincinde…
Henüz on yaşında küçücük bir kız çocuğu… Yaşıtları oyun oynamaktan başka bir şey bilmezken o, Ümmet’i kurtarma hayalinde. Yaşıtları parmağının kesilmesine bile dayanamazken o, “Davamız için gerekirse ben de savaşırım!” diyebilecek kadar cesur yürekli. Üstelik titrek bir sesle de söylemiyor bunları, kendinden emin. Sorumluluğunu aldığı davadan emin. O, on sekiz-on dokuz yaşlarındaki birçok erkekten daha delikanlı bir kız çocuğu… Onu teskin etmeye gidenler onda umut buluyorlar; tekbirlerle mekândan ayrılıyorlar.

Bir kadın…
Altı çocuk sahibi dul bir kadındı. Ümmet’in fidanı olan o kız çocuğunu yetiştiren kadın. Eşinin eve geç gelmesinden, hatta çoğu zaman hiç gelmemesinden şikâyetçi olmayan bir kadın. İslâm için, Ümmet için, Kudüs için savaşan eşine destek olan, çocuklarını da bu uğurda kurban etmeye hazır bir anne! O, Hanne gibi dâvasına âşık bir anne… Ümmet’i ayakta tutmak için mücadele eden yüzlerce aileden sadece bir örnekti bu.

Peki, Ümmet’i ayakta tutmak için illa topla-tüfekle savaşmak mı gerek? Anne babasını bu uğurda kaybedenlere yetim-öksüz diyorlar. Ümmet’in başında halife olmadığı için memnun olanlar asıl yetimlerin kendilerinin olduklarının farkındalar mı? Bir yanda en değerli emanetini Allah için feda eden kadın; öte tarafta yine ona verilmiş en değerli emaneti A4 kâğıdı uğruna ihtilatlı ortamlarda kurban eden bir kadın! Üstelik bu kadın, Müslümanlara silahla saldıran Siyonistlerden daha tehlikeli bir insan! Ümmet’i öldüren katiller sadece Siyonizm, Faşizm gibi küfür ehli olanlar değildir. Müslümanları en derinden zehirleyenler Kur’an’ın bir kısmını benimseyip diğer kısmına itiraz edenlerdir! Ümmet’e evlat yetiştirecek bilinçli ebeveynlere ihtiyaç varken, çocuğunu dünya zevklerine boğup “Okuyup iş sahibi olsun, hayatını kurtarsın. Kimseye muhtaç olmasın.” gibi düşüncelerle hayata kısır döngüyle bakan ve evlatlarını da bu şuursuzlukla yetiştiren insanlar gelecek nesli yetim ve öksüz bırakmış olmazlar mı? TV ve internet ortamından gördükleri katledilen Müslüman kardeşlerine üzülürken bile; izlediği kanalla küfür ehline destek vermeyi basit gören insanlar da o zulümden mükellef değil midirler? Kendisi belli sebeplerden ötürü başörtüsü takan fakat kız çocuğunu “Ben yapamadım o yapsın.” düşüncesiyle sokaklarda çıplak gezdiren anne, evlâdını cehenneme sürüklediğinden dolayı onun katili değil midir? Kavramlarımız basitleştirildi, dinimize bakış açımız kısırlaştırıldı.

Bizi Hak’tan yetim bırakmak istediler ve gayelerine ulaştılar. Hem başkaları tarafından hem de kendimiz tarafından yetim bırakıldık!

Velhâsıl yetim kim midir?

Asıl yetim; seneler önce halifesini kaybeden Ümmet’i Muhammed’dir.

Foto: akitgazetesi
Zehra Hacıabdullahoğlu

Yazı altı reklam

CEVAP VER