Kutsallaştırılan Irkçılık ve Yeni Ümmetçilik Anlayışı

0
295
reklamlar
Yazı arası Reklam

İnsan yaratılışı itibari ile yaratılanların en kutsalı en şereflisi Kuran-ı Kerim’in tabiri ile Eşref-i mahlûkat’tır. Yine, dünya hayatını sürdürmeleri ve bu şekilde birbirlerini daha yakından tanımaları ve kolektif ihtiyaçların giderilmesi için insanları belli gurup, kabile ve topluluklar halinde yaşamaları yaradılıştan var olan bir mevhumdur ve rahmanidir.

Dolayısıyla insanların tek bir şekle, zihniyete inanca, kültüre ve iletişim tarzına büründürülmeye çalışılmaları gayrı insani olduğu gibi gayri Rahman-i’dir de aynı zamanda.

Fakat maalesef özellikle emeviler döneminde başlayıp batı toplum ve siyaset yapısı teorisyenlerinden de etkilenerek ve günümüze kadar devam etmekte olan insanların tek-tipleştirilmeye çalışılması özellikle Müslümanların ve genel değişi ile ümmetin kavuşmaz kutuplara ayrıştırılmasına sebep oldu.

Çünkü İslam âleminde ilk olarak Emeviler’le başlayan, kendini Allah’ın yeryüzündeki halifesi, hâşâ Allah’ın gölgesi, mülkün asıl sahibi ve adaletin yegâne dağıtıcısı ve güvencesi olarak gören iktidarların yönetim anlayışı insanların sadece dünyevi varlıklarının değil aynı zamanda uhrevi ve inançsal zihniyet ve maneviyatlarının da tarumar edilmesine sebebiyet vermiştir. ve ne tesadüftür ki bu şekilde davranan yönetimlerin hepsi istisnası Ümmetin en zalim en zalim iktidarları ve acımasız hükümdarları olmuştur.

Zira Müslümanlara en çok zulüm eden hükümdarlardan biri olan Abdulmelik b. Mervan’a onca yaptıklarına rağmen masumluk sıfatını layık gören ve böylece İslam imamlarının Masum ve haşa Allahın yeryüzündeki gölgesi ve halifesi olarak ilk tarihe geçmesine sebep olan yine en az onun kadar zalim ve ismi tarihe Haccac-ı Zalim olarak geçen Haccac b. Yusuf olmuştur.

Haccac-ı Zalim, Abdulmelik b. Mervan’a gönderdiği bir mektupta onu şöyle tanımlıyordu: “ Müminlerin Emiri, âlemlerin Rabbî’nin velayetle desteklenen halifesi, Allah’ın işinin başına getirdiği kimseler için vacip olan kefaleti ile sözlerin yanlış olanlarından ve eylemlerin kötü olanlarını yapmaktan korunmuş (Masum) olan Abdulmelik b. Mervan’a…”

Gördüğünüz gibi bir iktidarın ve yöneticisinin ancak bu kadar kutsanabileceği ve dokunulamayacak hatta eleştirilemez olduğu ancak bu kadar kusursuz tarif edilebileceği üstelik gelmiş geçmiş en zalim insanlardan biri tarafından…

Ve yine bilindiği gibi, Müslümanlar arasında “kutsallaştırılan ırkçılık” il olarak Emeviler döneminde başlatıldı. Nitekim Emeviler, Arap olmayan Müslümanları mevali olarak tanımlar ve aslında azad edilmiş köle anlamına gelen bu kesime mümkün olduğu mertebede yönetimde önemli makamlar verilmediği gibi toplumda ikinci sınıf insan olarak değerlendiriliyordu.

Ne yazık ki bu anlayış günümüzdeki sözde modern toplum, devlet yapısı ve siyaset anlayışında bile yaygın olarak başvurulmakta ve hatta en çok muhafazakâr olarak bilinen Müslümanlar arasından yaygın bir şekilde benimsenmektedir. Daha da ötesi bu anlayış öyle bir hal almış ki kendisinden olmayan düşüncedeki insanlar tekfirleştirildiği gibi, tarihten beri kendilerini kabul ettirmeye çalışıp millet olarak kültürel ve toplumsal varlıklarını sürdürmeye çalışan ve yıllarca beraber yaşadıkları milletlere karşı savaş ve katletme cihat olarak kabul edilmektedir.
Bunun ne demek olduğunu anlayabilmek için Tarihin derinliklerine ve kadim medeniyetlerin yaşadıklarına bakmaya gerek yok. Zira günümüz Ortadoğu coğrafyasında, Anadolu topraklarında ve özellikle hâlihazırda devam etmekte olan ve son derece acımasız, adaletsiz ve gayr-ı ahlaki bir şekilde devam etmekte olan Şam etrafındaki savaş söz konusu anlayışı gayet açık bir şekilde dile getirmeye yeter.

Uzun lafın kısası, her millet kendini İslam’ın lideri olarak görüp başka milletleri kendi himayesine almaya çalıştığı sürece; varlıklarını sürdürmeye çalışan toplumlar tekfirleştirilip olara karşı mücadele cihat gibi algılandığı sürece ve her iktidar kendini Allah’ın yeryüzündeki yegâne halifesi olarak görüp yaptığı gayri ahlaki ve adaletsizlikleri meşrulaştırdığı sürece İslami bir ümmetten bahsedemeyeceğimiz gibi huzurlu bir toplumda yaşama imkânı da elde edemeyeceğiz vesselam…

1) -Katib, Şia’da Siyasal Düşüncenin Gelişimi, s. 64; İkdu’l-ferid, V. 25.

Yazar: Ahmed Sabri Nivîskâr

Yazı altı reklam

CEVAP VER