Eğitim Sistemi ve Var Oluş Gayesi

0
286
reklamlar
Yazı arası Reklam

Eğitim adı altında nedense sadece okula ait dersler geliyor akla. Her zaman aklımızda kalan eksik manalardan biri olarak bu da yarım kalan manalar arasında yerini aldı.
Öğretim derken de eğitilen kişiler aklımıza gelir. Öyle ki öğretmen olan herkesin eğitici olarak anıldığı ve okul denilince her şeyin en iyisinin öğretilip bireyin eğitildiği yer olarak akla gelir.

Herkes eğitici olamayacağı gibi öğretici de olamaz. Fakat bir takım sınavlardan geçtikten sonra kişinin ‘liyakat’ durumuna bakılmaksızın tamamen elektronik ortamda yapılan görevlendirmeler sonucu görev alması eğitim ve öğretim konusunda olduğu gibi ataması yapılan kişiler için de çok ciddi bir takım problemler oluşturuyor.
Öğrenci kelimesi Arapça ’da talebe olarak ifade edilir. Talebe, talip fiilinden türeyip isteyen, talip eden kişi anlamına gelmektedir.

Öğrencinin de talep ettiği şey her zaman aynı olamaz. Kişilik yapıları ve öğrenme güdüleri de aynı olamayacağı gibi karakter yapısı bakımından birçok farklılık gözetilebilir öğrencinin yapısında. Eğitim müesseselerimizin de bu konuda bir yapılanma içerisinde hareket etmeleri hem öğrencinin yetişmesi/yetiştirilmesi konusunda hem de topluma yararlı bireyler yetiştirmenin temeli atılmış olacaktır.

Peki, eğitim ve öğretim sadece dünyevi bilgilerin öğretilmesi ile mi sınırlı kalmalıdır?
Bireylerin sadece bedensel ve dünyaya dair ilimlerle donatılmasının kişinin fikir dünyasını eksik bırakacağı aşikârdır. Ezberci ve sadece sınavlara yönelik bir eğitim zihniyetinin bireyleri düşünemez hale getirip bir süre sonra da toplumu çözüm üretemeyecek hale getireceğini de söylemek mümkündür.
Sonuç olarak öğrenci/bireylerin ezberci bir yönetimden uzaklaştırılıp daha çok araştırma ve fikir üretebilecek bir eğitim modeliyle yetiştirilmesi gerekiyor.

Kişilerin ve grupların yönetimine değil de kendi öz fikri ile hareket etmelerini sağlayacak şekilde yetiştirilmesi gerekir.

Yaklaşık olarak bir öğrencinin ortalama 16 yıllık bir eğitim sürecinden geçtikten sonra ‘var oluş gayesine’ dair tek bir şey öğrenememesi ve daha doğrusu mevcut eğitim sisteminde buna yönelik çalışmaların olmaması da kişileri öz benlik duygusundan uzaklaştırdığı gibi tefekkür yetisini kaybetmeye iter. Bu tür eksiklik yaşayan bireylerin olduğu bir toplumda önü alınamaz infialler meydana gelir.
Kişileri kutsallaştıran eğitim modellerinden çok, dava ruhu ile yetişen birey ve fikir sahibi olanların yetişmesi gereklidir.

Bağnazlık ve tanımamazlık yerine ümmetçilik ve tevhid ruhu ile hareket eden bir gençlik yetiştirmek gerekir…

Muhittin Uymaz

Yazı altı reklam

CEVAP VER